Ufuk GÜÇLÜ
“ufukta bir güneş”Arşiv Erbakan Nasıl Bir Ortamda Mücadele Vermekteydi?
Erbakan Nasıl Bir Ortamda Mücadele Vermekteydi?
Yaklaşık 40 yıldır, Türkiyede hükümetler ve seçimler hep ‘Erbakan faktörü’ne göre ayarlanmaktadır. Hem dış güçleri, hem de rejimin partilerini temsilen son günlerde Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli ve Bülent Ecevitin açıkça ortaya koyduğu tavrın da gösterdiği gibi, ülkemizde bütün siyaset, Milli Görüş korkusu üzerine kurulmaktadır.
İsmet İnönü’nün, “Bırakalım seçime girsinler. Bu vesile ile ülkemizde hala Osmanlı özlemi taşıyanların olup olmadığı ve şayet varsa oranları belirlenir. Sonra istediğimiz an halledilir” fetvasıyla seçime katılma icazeti verildiği söylenen MSP, 14 Ekim 1973te beklenmedik bir başarı sağlayarak 48 Milletvekili çıkardı.
Masonik mahfillerin özel talimatıyla Demirel, Erbakanla koalisyona yanaşmayınca ve güya yıpratılmak amacıyla Ecevit ile hükümet olmaya bir nevi mecbur bırakılınca, 25 Ocak 1974te CHP+MSP hükümetinin ortak protokolü imzalandı.
9 ay gibi çok kısa bir dönemde, tarihi hamleler başlatan ve çok hayırlı hizmetler başaran bu koalisyon, malum merkezlerin Ecevite özel baskısıyla ve basit bahanelerle yıkılmıştı.
Çünkü bu kadar kısa sürede 135 yeni İmam-Hatip Okulu kararnamesi imzalanmış ve özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı başlatılmış ve zaferle sonuçlanmıştı.
Dış güçler kendi arzuları hilafına başlatılan ve başarılan bu harekâtın suçlusu ve sorumlusu () olarak Erbakan’ı görüyorlardı. Çünkü Ecevitin kendilerine rağmen, böyle bir işe girişemeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Ve zaten Ecevitin;
a- Hem kaçınılmaz hale gelen bu barış harekâtını geciktirme gayretlerini,
b- Hem çıkarmanın daha ilk gününde, BM Güvenlik konseyinin ateşkes kararını ille de uygulama isteklerini,
c- Hem Kıbrıs’ta beş parçalı kanton çözüm önerilerini,
d- Hem ikinci harekâtı engelleme heveslerini,
e- Hem de kazanılan topraklardan bir kısmını Rumlara geri verme girişimlerini, hep Erbakan önlemiş ve sonuçsuz bırakmıştı.
Ve Türkiyenin MSPnin marifetiyle, kendi güdümlerinden çıktığını ve giderek milli bir çizgiye kaydığını gören malum merkezler, sonunda Ecevit’i istifa ettirmek suretiyle 19 Ekim 1974te bu koalisyonu dağıtmışlardı.
Arkasından 31 Mart 1975’te AP+ MSP + MHP ve CGP ile 1. MC (Milli Cephe) Hükümeti kuruldu. MSP bu koalisyonda da ağırlığını hissettiriyor, maddi ve manevi kalkınma hamlelerini sürdürüyor, hayırlara motor, şerlere fren oluyordu. Erbakan Hoca, Ecevit Hükümeti’nde olduğu gibi, yine Başbakan Yardımcılığı yanında Ekonomik Kurul Başkanlığı’nı da yürütüyordu…
Tüm dış baskılara ve içerideki masonik münafıklara rağmen Erbakanın kararlı ve yararlı tutumuyla, önemli atılım ve yatırımlar gerçekleştiren bu hükümet, henüz 2 yıl ve 2 ayını yeni doldurmuşken, yine dış güçlerin gayretiyle bir erken seçime mecbur ediliyordu.
1977 seçimleri niçin ve nasıl öne alındı? Bu sorunun cevabını Erbakan Hoca’nın şu itirafları içinde buluyoruz:
“1977 yılında MSP-AP Koalisyon Hükümetindeydik. Ocak ayında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, bir istihbarat raporu okundu. Bu raporda 1 Ocak 1977’de göreve başlayan ABD başkanı Cartera sunulan ‘Dünya ülkelerinin durumu’ ile ilgili CIA raporundan pasajlar bulunuyordu.
Raporun Türkiye’yi ilgilendiren kısmında;
‘1- Bu yılın Ekim ayında Türkiyede bir genel seçim yapılacağı,
2- CIA’nin yaptığı istihbarat çalışmalarına göre, seçimde hiç bir partinin çoğunluğu alamayacağı,
3- Ve bu seçimin netice olarak, sadece MSPnin oylarının artmasına yarayacağı ve bunun önemli bir teh oluşturacağı’ belirtiliyordu.
Genellikle bu tür raporlarda olayların gözlemi ve tahlili yapıldıktan sonra hemen arkasındaki bölümde de ‘alınacak tedbirler’ kısmı bulunurdu. Sanıyorum biz toplantıda bulunduğumuz içindir ki, raporun bu kısmı okunmadı.[1] Ancak daha sonra cereyan eden olaylardan da anlaşıldı ki, tedbir olarak MSPnin daha fazla güçlenmesini önlemek için, bir takım girişimleri olmuştu.
Erbakana karşı alınan ve Milli Güvenlik Kurulu’nda okunmayan bu tedbirler ise şunlardı:
a- Seçimlerin mümkün olduğu kadar erkene alınması.
b- Seçimlerde mükerrer (bir kişinin pek çok yerde) oy kullanılmasına göz yumulması,
c- Seçimlerde bütün partilerin MSP’yi hedef alması,
d- Seçimlerden sonra Erbakan’sız bir hükümet kurulması,
e- MSP içinde, Erbakan aleyhtarlığının başlatılması ve Milli Görüş için yeni liderler ortaya atılması.[2]
Hakikaten MSP’yi yıpratmaya ve Meclis dışı bırakmaya yönelik bu CIA tavsiyeli tedbirler gereği:
1- Seçimler normal zamanından 4 ay öne kaydırılarak, Ekim’in ortalarında yapılması gerekirken, 5 Haziran’a alındı.
2- Devlet İstatistik Enstitüsü’nün seçmen yaşındaki nüfusun yaklaşık olarak 18 milyon civarında olduğunu bildirmesine rağmen, Yüksek Seçim Kurulu tam 21 milyon seçmen kartı dağıtıldığını açıkladı. Yani 3 milyon fazla oy kullanıldı.
3- Batı kulüpçü partiler, masonik mahfiller, bütün gazete ve dergiler, sağcı-solcu dernekler hep birden, MSP ve Erbakan aleyhine korkunç bir iftira ve karalama kampanyası başlattı.
4- Seçimden sonra 24 Milletvekili kazanan MSP’yi, koalisyon dışı bırakmak için, Ecevite azınlık hükümeti kurduruldu ama yine Erbakanın ciddi ve cesur muhalefetinin önemli katkısıyla güvenoyu alamadı.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki:
a- Erken ve baskın bir seçimle, MSP’nin önünü tıkamak ve Meclis dışı bırakmak,
b- Artık hükümeti kurma sırası MSP’ye geldiği halde, bu fırsatı Erbakan’a kaptırmamak,
c- Bu dönen dolapların, millet tarafından anlaşılmasına imkân tanımamak, gibi sebeplerden dolayı 77 seçimleri 4 ay öne alınmıştı ve bu karar dış güçlerden çıkmıştı.
Bakınız 14 Şubat 1977 tarihli Günaydın Gazetesi’nde manşetten verilen şu haberlere dikkatlerinizi çekmek istiyorum: “Denktaş ile Makariyosun ikinci görüşmesine katılan BM Genel sekreteri Kurt Waldheim, dün sabah, 250 gazetecinin katılımıyla gerçekleşen basın toplantısında, Kıbrıs çözümünü kolaylaştıracağını umduğu şu müjdeleri veriyordu: BİLDİĞİM KADARIYLA, TÜRKİYEDE SEÇİMLER HAZİRAN AYINDA YAPILACAK VE ZANNEDERİM, ZAMANLAMA BAKIMINDAN DA ÇOK İYİDİR..


