Ufuk GÜÇLÜ

“ufukta bir güneş”

MUZAFFERBAKAN

Bu iftiralar, ithamlar, zulümler, baskılar, hapisler, sürgünler hemen hemen her haklı ve Hakk Hareket liderinin başına gelmiştir, gelecektir.

 

Milli Görüş Lideri, ülkemize 3 kez Başbakan Yardımcısı ve 1 kez de 54. TC Hükümeti Başbakanı olarak hizmet etmiş Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın 2 yıl 4 aylık “ev hapsi” cezası başladı. Yarım asırdan daha fazla ülkesine bilim adamı, sanayici, siyasetçi ve devlet adamı olarak en üst seviyede hizmet etmiş birisi olarak Sayın ERBAKAN’ın başına gelenler hakikaten trajik ve kabul edilemez. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra da idamla yargılandığı davadan dolayı nahak yere 11 ay hapis yatan ve neticede beraat eden bir liderden bahsediyoruz. Yarım asrı aşkın hizmet hayatında tek bir konuda dahi yolsuzluk, rüşvet ve irtikâpla yakından uzaktan ilgisi olmamış bir insandan bahsediyoruz.

Sayın ERBAKAN’ın böylesine adi ve iğrenç ithamla cezalandırılmasının kabul edilemeyeceğini bizzat siyasi rakipleri dahi itiraf etmekteler. Bakın 60 yıllık arkadaşı ve siyaseten muhalifi Eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarından DEMİREL ne diyor bu suçlama ve ceza için: “Eski okul arkadaşım olan Erbakan, Türk siyasetinde isim olan bir şahıstır. Yalnız o yaşta birinin hapse götürülmesini de kamu vicdanı kabul etmez.”

Yine CHP lideri BAYKAL da: “Önemli sorumluluklar üstlenmiş bir siyaset adamının, böyle bir noktada, bir mahkumiyete maruz kalması, insani ve beşeri açıdan, hepimizi çok tedirgin, rahatsız ediyor. Üzüntüyle karşılıyoruz. Yıllarca beraber çalıştıkları, rahle-i tedrisinden geçtikleri, üzerlerinde çok emeği, çok katkısı olan bir büyüklerinin, böyle bir kadere maruz kalmasına, iktidarda tanık olmak, herhalde onların hem iç dünyaları, hem siyaset anlayışları, hem insanlık değerleri açısından çok önemli dalgalanmalara yol açıyordur, açmış olmalıdır.”

Siyasi rakiplerinin dahi duyduğu üzüntüyü ve kaygıyı, vicdani rahatsızlıklarını paylaşamayan Hoca’nın eski talebeleri ve adeta sırtına alarak bu noktalara taşıdığı devlet adamları, milletvekilleri, belediye başkanları, medya mensupları ve iş adamlarından tek bir cılız sesin dahi çıkmaması ne kadar da manidar. Oysa bu saydıklarımın, Sayın ERBAKAN’ın samimiyet, dürüstlük, temizlik ve masumiyetini DEMİREL ve BAYKAL’dan daha iyi bilmeleri gerekmez miydi? Elbette gerekirdi. Elbette biliyorlar ama bu haksızlık karşısında hepsi susmaya, tepki vermemeye devam ediyorlar. Vardır bir bildikleri ve hesapları.

Sayın ERBAKAN böylesine çirkin ve haksız bir ithamdan ötürü ceza almamalıydı. Hele hele de BAYKAL’ın işaret ettiği gibi kendi yetiştirdiği, evlatlarım dediği siyasilerin iktidarında bu olmamalıydı. Ben şahsen Demokrat Parti’nin iktidar olduğu bir dönemde DEMİREL’in hak etse bile hapse gireceğine inanamıyorum. Bu operasyonu ırkçı-emperyalist çevreler bugünün iktidarına yaptırdılar.

Aynı durumda BAYKAL da olsa, DEMİREL de olsa kabul edemezdim. Fethullah Hoca için verilen cezaları da içime sindiremiyorum. Bu mülahazam sadece ERBAKAN Hoca için geçerli değil. Zira haksızlığa uğrayan, siyasi kaygılarla verilen cezalarla mağdur olan herkesin yanında olmak bir insan olarak, haksızlıklar karşısında susmamakla yükümlü bir Müslüman olarak bizim bağımsız medyacılar olarak en büyük vazifemiz.

Allah lafzını ilk kez Türkiye’de devlet idaresinde bulunan üst düzey bir siyasetçi olarak telaffuz eden; taraflı-tarafsız; taraftar-karşıt, dost-düşman; yerli-yabancı herkesin tespitiyle Türkiye’nin İslam’a evirilmesinde en büyük pay sahibi olan Sayın ERBAKAN’ın idamlarla yargılanması, partilerinin kapatılması, siyasetten men edilmesi ve pir olduğu demde, siyasi atmosferde verilen haksız bir hapis cezasına çarptırılması siyaset tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.

Tüm bu gelişmeler ERBAKAN’ın ve hareketinin haksızlığını, suçluluğunu ve mağlubiyetini değil bilakis haklılığını, masumiyetini ve muzafferiyetini ortaya koymaktadır. Bu iftiralar, ithamlar, zulümler, baskılar, hapisler, sürgünler hemen hemen her haklı ve Hakk Hareket liderinin başına gelmiştir, gelecektir. Zirve ve kusursuz insanlar olan peygamberlerin dahi başına ya bu saydıklarımdan birisi veya tamamı birden gelmiştir. Hatta peygamberler dahil bazı liderler bunların da ötesinde işkencelere maruz kaldıkları gibi Hak bildikleri yolda şehadet şerbetini içmişlerdir. Yahya ve Zekeriya peygamberler bunun en somut örnekleridirler. Güney Afrika’nın efsane lideri Nelson MANDELA 18 yıl kesintisiz hapis yatmış, gün yüzü görmemiştir. Bosna Devlet Başkanı rahmetli Alija İZZETBEGOVIC de uzun yıllar işkencelerle dolu hapis hayatının ardından Bosna Devleti’ni kurmuştur. ERBAKAN Hoca’nın ev hapsi cezasının başladığı aynı gün 25 yıl önce, 25 Mayıs 1983’te vefat eden rahmetli Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK’in hapis hayatı tahsil hayatından daha fazladır. Bu tür haksız muamele ve cezalara çarptırılan hareket adamları eninde sonunda zafere ulaşmaktadır. Hayatlarında olmasa da yıllar sonra haklılıkları anlaşılmaktadır.

Bu bakımdan ben ülkeme ve milletime en büyük hizmetleri geçen, her türlü haksızlık ve baskıya rağmen yılmadan yoluna devam eden, dört siyasi partisi kapatılmasına, siyasetten men edilmesine ve iftiralara uğramasına rağmen demokratik  mücadelesini sürdüren gerçek demokrasi şampiyonu bir devlet ve millet adamı olarak tanıdığım Sayın ERBAKAN’ı MUZAFFERBAKAN olarak anlıyor ve anıyorum. Bana tüm dünya demokrasi tarihinde 4 partisi kapatılan bir başka siyaset adamı gösterebilir misiniz? Allah yardımcısı olsun ve uzun ömürler versin. Şimdiye kadar böyle bir girişim olmadı ama şayet Cumhurbaşkanı GÜL, yasaların kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Sayın ERBAKAN’ı yaş haddinden ve sağlık nedenlerinden dolayı affetmeyi isterse dahi, bunun kabul edilmemesini diliyorum.

 

 

DOĞUDA, BATIDA VE İSLAM’DA KADIN

DOĞUDA, BATIDA VE İSLAM’DA KADIN

Bu Konferans 1967 Yılında TÜRK EV KADINLARI DERNEĞİ’nin düzenlediği bir gecede verilmiştir.
Sözlerime başlarken böyle çok muhterem bir topluluk huzurunda bendenize sizlere hitap etmek şerefini ve İmkânlarını bahsetmiş olmasından dolayı «TÜRK EV KADINLARI DERNEĞİ» ne huzurlarınızda teşekkürü bir borç bilirim.
Konuşmam belki biraz zaman alacaktır. Onun için oturmama müsaadelerinizi rica edeceğim. Benim ayakta duruşum belki sizi rahatsız edebilir.

Efendim, bugün burada hep birlikte Doğu’da Batı’da ve İslâm’da kadın mevzuu üzerinde bir görüşme yapacağız
Bu kelimeler biraz umumî kelimeler. Böyle bir isim altında konuştuğumuz mevzuun ne olduğunu baştan tam manası ile kestirmek mümkün olmuyor. Ama müsaade buyurur İseniz ben bu mevzuun içerisine gireyim. Neyi belirtmek İstediğimiz, tahmin ediyorum ki konuşmalarımız esnasında ve sonunda daha iyi anlaşılmış olacaktır.
Bugün bütün dünyaya baktığımız zaman hakikaten ikî ayrı blok göze çarpıyor. Bunlardan bir tanesi Doğu Bloku dediğimiz memleketlerin teşkil ettiği bir âlem; diğeri de Batı bloku dediğimiz memleketlerin teşkil ettiği bir âlem. Biz bu konuşmamızda önce bu iki blokun içerisinde kadının yerini inceleyeceğiz; sonra da bu tetkikimizden bazı neticeler çıkartmağa çalışacağız. Bu tetkiki yaparken, blokların temel yapılarını ele alıp bu temel yapılar nezdinde kadının yerini belirtmek mecburiyetindeyiz. Bir b!okun temel yapısını şu üç yönden incelemek faydalı olur; iktisadî sistem, sosyal yapı ve dünya görüşü. Tetkikimizde böyle iktisadî bir sistemin, böyle sosyal bir yapının, böyle bîr dünya görüşünün, netice itibariyle cemiyet içerisinde şöyle bir kadın ortaya çıkarmış olduğunu belirtmek İstiyorum.
Önce Doğuyu ele alalım.
Efendim, bugün Doğu Blokuna dahi! komünist memleketler hakikaten iktisadî sistem, sosyal yapı ve dünya görüşü bakımından başlı başına bir âlem ifade etmektedirler. Bu âlemin teşekkülüne bir vesile, bildiğimiz gibi bundan takriben 100 sene kadar önce Karl Marks isimli bir Yahudi hahamının orta yere atmış olduğu iktisadî nazariyeler sebep olmuştur. Bu zatın malûm nazariyeleri ortaya atmakta sadece iktisadî bir görüş mü belirtmek İstediği, yoksa daha başka neticelere varmak mı istediğî münakaşa götüren bir husustur. Kendisinin yetişme tarzı, ideolojik davaları göz önüne alınacak olursa meselenin sadece iktisadî açıda ele alınması biraz safdillik olabilir. Takriben 100 sene kadar önce ortaya atılan bu fikirler bundan elli sene önce Rus ihtilâlinde kendisine bir vatan buldu. Rusya’da bu fikirler komünizm rejiminin yerleşmesine yol açtı böylece komünist sistem kendisine bir tatbik sahası bulmuş oldu. H. Cihan Harbinden sonra Rusya’nın bir takım memleketleri işgal etmiş olması neticesi bu sistem muhtelif ülkelere yayıldı, en aşağı 8 ülkede tatbik sahası buldu ve bu tatbikat bugüne kadar aşağı yukarı 25 senelik bir devre geçirdi. Dolayısıyla bugün artık bir takım faraziyelerin insanları hangi neticelere götüreceği hususu bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır. Öyle ki vaktiyle sırf nazarî olarak ortaya atılan bir takım iddiaların tatbik sahasına konulduklarında ne gibi neticeler verebileceği hususu bugün artık bir kehânet olmaktan çıkmış, gözle görülür bir hakikat halini almıştır.
Bu hakikatin İçerisine girmek bugün mümkündür. Yakın vakte kadar Doğu memleketlerine seyahatler yasaktı. Bilindiği gibi yakın vakte kadar ancak çok mahdut bazı yerlere seyahate müsaade olunduğu halde, yavaş yavaş bu müsaadeler genişletilmiş ve bu ülkelerin durumlarını mahallerinde incelemek bugün artık imkân dahiline girmiştir.
Bendeniz Doğu Bloku memleketlerine müteaddit seyahatleri bilfiil yapmış bulunuyorum. Hatta bir ay kadar önce bir fuar münasebetiyle Batıdan Doğuya geçmek, kısa bir zaman fasılası içinde Leipzig ve Münih Fuarlarını gezmek imkân ve fırsatını buldum. Daha Önceden de Doğu Blokuna çeşitli münasebetlerle seyahatim oldu. Bu münasebetle huzurunuzda rivayetlere istinat ederek değil, fiili müşahadelerime dayanarak konuşuyorum.
Doğu Blokunda ana fikir komünizm fikridir. Bu fikrin tatbikatında fert diye bir unsur kabul edilmiyor. Tek gaye olarak toplum menfaati adı altında bir gaye ortaya konuluyor ve bu gaye uğrunda icabında her türlü ferdi haklar rahat rahat feda edilebiliyor. Bu memleketlerde iktisadî hayat tamamen plânlanmış durumdadır. Ve plân mecburî bir plândır. Plân herşeye kumanda eden bîr baskı, bir tevcih vasıtasıdır. Bu plânın hangi maksatlarla hazırlandığı, her vakit münakaşa edilebilir. Ama orta yerde bir vakıa vardır. Bu memleketlerde idare eden ev idare edilen dîye iki ayrı zümre vardır. idare edenler edilen zümreyi bu plânın tatbikine mecbur tutar.
Bundan başka Doğu Blokunda kâr mefhumu diye bir mefhum yoktur. Mülkiyet diye bir mefhum yoktur, mal cemiyetindir, para cemiyetindir, insanlar ancak zarurî miktarınca bunlardan faydalanabilirler. Yaşamak için zaruri olan miktarın fazlası mutlaka cemiyete aittir. Dolayısıyla insanlar daha fazla çalışıp, daha fazla kazanmak istedikleri zaman kazanacakları bir şey yoktur. Elde edebilecekleri her şey tahdit edilmiştir. Fazla istihsal cemiyetin malıdır denilir ve istihsali edenin elinden alınır. Kimsenin malı mülkü yoktur. Taksi şoförü kendi taksisinde bir memurdur, sürücüdür. Herkes evinde kiracıdır ve bir şeye sahip olmak isteseniz olamazsınız. Bu durum tabiî cemiyette çok mühim neticeler doğurmuştur. Böyle bir durum İnsan tabına, insan yaradılışına uygun olmadığından dolayı derhal cemiyet hayatında aksaklıklarını göstermektedir. Geçen sefer yapmış olduğumuz seyahat bunu çok açık şekilde gösterdi.
Batı Berlin’den Doğu Berlin’e geçişimiz esnasında gördüğümüz manzara şu oldu: Doğu Berlin’de şehir sanki alarm düdüğü çalmış, herkes mahzenlere kapanmış, caddelerde kalan ancak üç - beş kişi geziyormuş, manzarasında idî. Vitrinler fevkalâde sönük, eşyalar üst üste atılmış durumda bulunuyordu ve insanların da yüzleri gülmüyordu. Bu manzaranın, rejimin tabiî bir neticesi olarak telâkki edilmesi lâzım gelir. Çünkü o vitrini hazırlayan insanın daha iyi hazırlamakla elde edeceği netice yoktur. Bütün mesele kendisine verilmiş olan görevi şeklen yapmış görünmesinden ibarettir, insan şevkinin, insanı daha iyiye, daha güzele, daha yükseğe sevk edici tesirinde bu rejimde faydalanılamıyor. Çünkü daha iyiye gitmekte ferdin elde edeceği hiç bir ilâve neticesi yoktur. Böyle bir rejimin iktisadî hayatta büyük ve vahim neticeleri kendisini açık bir şekilde göstermektedir. Bu memleketlerde bazı evlerin inşa edildiklerini görüyoruz. Nitekim bizleri de gezdirdiler, bunları gösterdiler. Yalnız bunlar hakikatte birtakım zaruri İcapların ortaya koymuş olduğu neticelerdir, insanın kendi insanlığını duyarak, şevkle yaparak şu eser benimdir, şu neticeyi ben yaptım diyebileceği bir esere rastlanamıyor. Elde edilen neticeler insanoğlunun yaradılışına uygun olmayan ve dolayısıyla her türlü hissiyattan yoksun bir nevi makineleşmiş mekanik hareketlerin toplamı ruhsuz neticelerdir.
Evet, evler yapılmış fakat altı çocuklu bir aileye 48 metrekarelik yer reva görülerek yapılmış. Fabrikalar yapılmış, fakat bu fabrikalar istihsali arttırsın, refah seviyesini yükseltsin, dolayısıyla fertlere birşey getirsin diye değill idare eden zümreye filânca maksat için su imkân lâzımdır, o İmkân doğsun diye yapılmıştır. Bu telâkki tarzının insan saadetine vurduğu darbeyi her köşede, her bucakta ve her çevrede görmek mümkündür. Vaktiyle yapmış olduğumuz bir seyahatte eski büyük fabrikalardan birinin umum müdürünün bugünkü rejimde bir dairede kâtip olarak kullanıldığını gördük. Çünkü bugün umum müdür yapılmış olan kimse eski bir kazancı çırağı idi ve herhangi bîr yazıyı yazmaktan aciz olduğu İçin yanında, eski umum müdür seviyesindeki bir insan, bir uşak, bîr kât;p gibi kullanıp yazılarını yazdırmak ihtiyacındaydı. Eskiden umum müdür olan zat gayet kültürlü ve eski devri görmüş bir kimse olup, cari baskı rejimine rağmen yabancılarla gelip konuşacak kadar cesur idî. Hâdise Çekoslovakya’da geçmiştir. Bu zata sordum:
— Bugün memleketinizi eski haline nazaran gerilemiş görüyorum. Bütün bu gayretlerle elde etmiş olduğunuz neticeler nereye gidiyor? Bu tecrübeli zatın verdiği cevap çok veciz oldu.
— Bizde elde edilen neticeler kontrolün kontrolüne gidiyor. Çünkü; dedi:
— Bizde işçilerimiz çalışmaz, bunların başında bir kontrol vardır. O kontroller de çalışmaz, bunların başında da bir kontrolün kontrolü vardır. Aslında kontrolün kontrolün hiçbir iş yapmayan torpilli kimselerdir. Çok yüksek ücret alırlar. Dolayısıyla bizde iktisadî hayatın mânası tek kelime ile hülâsa edilecek olursa kontrolün kontrolüne gider.
Oradan bazı makinalar satın alıyorduk. Bu hususta da ayrıca önemli tavsiyelerde bulundu.
— Sizden bir ricam var. Ben memleketini, vatanını seven bir insanım. Buradan aldığınız malların bilâhare aleyhimize netice vermesini istemem. Burada bu mallar paketlenirken, sandıklanırken lütfen başında kendi adamlarınızı bulundurun. Çünkü bizim işçimiz makinaların bir cıvatasını sıkarsa öbür cıvatasını sıkmaz. Zira her iki cıvatayı da mükemmel sıkmış olması veya sıkmaması arasında bir fark yok.
Bu rejim aslında İşçiye refah getirmek için ortaya çıktığını iddia eden bir rejimdir, Halbuki hakikatte işçiye bir refah getirmemiştir. İşçinin birtakım haklarını gasbetmek ve onun normal İhtiyaçlarını karşılayamadığı halde, işçiyi baskı altında tutmak tatbikatı içerisindedir. Bu memleketlerde İşveren ve devlet aynı kimsedir, işçinin kendisine tatbik edilen ücret sistemine itiraz merciî yoktur, işveren ve devlet aynı kimse olduğunu içi bütün sınıfsızlık iddialarına rağmen bu rejimdeki insanlarda yine bir İdare eden ve idare edilenlerin zümresi tabiî olarak teşekkül etmiştir. Yalnız tek fark idare edenlere karşı bir itiraz mercii ve bir itiraz imkânı yoktur, idare edenler rahat rahat bu rejim içerisinde her türlü zulmü, işkenceyi tatbik edebilmektedir. Demin söylediğim, uzun yıllardan sonra varılan iktisadî neticeler maalesef Doğu Blokunda sadece birkaç cümleyle hülâsa ettiğim neticeler olmuştur. Bu rejim insan tabiatına uygun değildir ve yürümüyor. Nitekim bu kadar senelik tecrübeden sonra bu -rejimin en koyu iddiacıları dahi mutlaka geriye ricat etmek zaruretini duymuşlar ve yavaş yavaş kendi İdeolojik dâvalarından fedakârlık edip memlekette doğan iktisadî müşküllere çare bulmak zorunda kalmışlardır. Nitekim Kuruşçef’in başkanlığı zamanında yaptığı bir konuşma çok enteresandır ve mühim bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Söylediği söz şu:
— Rusya’ya ziraî İstihsal istediğimiz neticeleri vermeyecek. Komünist rejimi İyi bir rejim ama insan tabiatına uymuyor. Nitekim bizim köylülere kendi evinin geçimini temin etmek İçin kendine ait olmak üzere evinin etrafında çok mahdut arazi ayırıyoruz bir de köyün müşterek, büyük arazisini ayırıyoruz. Köylüler kendilerine ait olan kısmı çok iyi ekip biçiyorlar. Müşterek kısmı ekmiyorlar. Dolayısıyla esas hazineye gelecek olan kısımdan iyi netice alamıyoruz. Öbür kısımlarda istihsal yürüyor. Eğer biz Rusya’da ziraî istihsali artırmak istiyorsak gelin arkadaşlar, köylülerin evlerinin etrafındaki kendilerine ait bu arazi bölümlerini büyütelim.
Bunun mânası köylülere mutlaka mülkiyet tanımak mecburiyetindeyiz, demektir ve bu yolda bir çok adımlar atmağa mecbur kaldılar. Zira iktisadî hayat arz ettiğim gibi insan tab’ına uygun olmayan bir prensibin kurbanı haline gelmiş idi. Bundan başka fabrikalarda prim sistemleri, para sistemleri ve birbirine rakip fabrikalar sistemlerine dönmeye mecbur kaldılar ki biri istihsal etmezse öbürü ediyor, bak sen niçin istihsal etmiyorsun diye bir bahane bulup, itip, kakma imkânı elde etsinler diye. Bunun da mânası tekrar yavaş yavaş kâr sistemine dönmek demektir. Bu günkü hakikatlere dayanarak artık gayet rahat bir şekilde İfade etmek mümkündür ki: «bazı tesadüflerle kendisine bir yurt bumuş olan komünizm sistemi insanlık tarihinde muayyen bir devir yaşamak imkânını elde etmişse de, insan tab’ına uymayan bu düşünce ve sistem bir müddet yaşamış, ondan sonra kaybolup gitmiştir» diyeceğimiz seneler uzak değildir. Bir dönüş başlamıştır ve bu dönüşün sonu bu çeşit memleketlerde normal metotlara, sistemlere gelinmesiyle nitelenecektir.
Efendim, bu tabloyla sizlere Doğu Stokundaki İktisadî manzarayı belirtmeye çalıştım. Doğu Blokunda sosyal hayat, böylesine bîr iktisadî düşüncenin tatbikatından dolayı yine insana saadet getirmekten uzak bir manzara arz etmektedir, Doğuda sosyal hayatta bir defa bizlerin anladığı manâda bir aile mefhumu ortadan kalkmıştır. Kadın, erkek herkes hiçbir fark gözetilmeksizin en hafif işten en ağır işe kadar çalışmak mecburiyetindedirler. Sadece kadınların biraz daha az ücret alması sureti ile aynı ağır işi yapmaları tatbikatı olarak. Çocuklar aslında ailenin malı sayılmaz. Bunlar cemiyetin birer elemanı telâkki edilerek, çok rahatlıkla daha küçük yaşta hattâ doğumundan itibaren aileden uzaklaştırılmakta ve hususi yetiştirme yerlerinde birtakım; şöyle terbiye edersek cemiyete daha faydalıdır, böyle terbiye edersek daha faydalıdır gibi nazariyelerle çeşitli yollardan yetiştirme kampları içerisine gönderilmektedir. Normal bir aile hayatı yoktur.
Ayrıca çok mühim bir hususu tespit etmeğe mecburuz. Böyle bir cemiyette mutlak mânada birtakım kıymet hükümleri ve ulvî mefhumlar tamamen değersiz sayıldığı İçin cemiyette bizim anladığımız manada bir nizam, bir huzur ve bir manevî tatmin durumu mevcut değildir. Ayrıca her şey materyalist ve maddeci bîr açıdan ele alınmış olduğu İçin İnsanların manevî tarafları dumura uğramıştır,
Bu son yapmış olduğumuz seyahatte hakikaten insanlık mefhumlarını kaybetmiş bir nevi robotlaşmış kimselerin içine düştüğümüzü hissettik. Meselâ; arabayla herhangi bir yere gidiyorsunuz, şoför arabayı otelin önünde durduruyor. Normal bir insan müşterisinin bavuluna yardım eder. Ama Doğu Blokunda böyle bir şey katiyyen mevzuu bahis değil. Şoför otelin önünde durduktan sonra çabucak alın bavulunuzu diyor, bîr ihtarda bulunuyor ve ondan sonra yoluna devam ediyor. Çünkü insanlık mefhumu orta yerden
kalkmıştır ve şoför kendine verilen mekanik vazifeyi ifa etmiştir. Bundan ötesinde menfaatini düşünmektedir ve içerideki müşterisine bavulu çabuk alın filânca yere gideceğim demekten çekinmemektedir. Şoförü, odacısı, kapıcısı, müdürü her şeyi böyle maddî olan bir cemiyet meğer insanı ne kadar çok müteessir edecek bir cemiyet imiş. Bunu fiilen içine düşenler açık bir şekilde görmektedirler.
Cemiyette insanı esas tatmin eden. huzur, karşılıklı sevgi, muhabbet ve manevî kıymetler orta yerden kalkarsa nasıl huzursuz bir manzara meydana gelir, bunu Doğu’da görmek mümkündür. Hakikaten saadetten uzak bîr yer. Mesele bununla da kalmıyor. Bu İktisadî güven böyle bir sosyal hayatı orta yere koyduktan başka bir de insanlara gayet tatminsiz bir dünya görüşü getiriyor.
Bîr defa bu sistem, tamamıyla maddiyatçı bir sistem, materyalist bir sistemdir ve ahiret mefhumuna kendi düşünce sisteminde katiyyen yer vermemiştir. Dolayısıyla her şeyin bu dünyadaki gelip geçici esaslarına göre tanzimi orta yere çıkmaktadır. Gelişmiş, olgun bir insanın yalnız böyle gelip, geçici şeylerle tatmin olmasına İmkân yoktur. Sadece bu bakımdan bu sistemi ele alırsak insanlara saadet getiremez, insanları tatmin edemez, kabule sayan bir netice ortaya koyamaz, iktisadî hayatıyla, sosyal bünyesîyle ve böylesine tatminsiz bir dünya görüşüyle kurulmuş ve bazı tesadüflerle meydana gelmiş ve mutlaka muvaffak gözüyle bakmak mecburiyetinde olduğumuz bu âlemde, kadının yerini arasak onun için hususî bir yer bulmamıza İmkân yok. Bu âlemde kadın, erkekle hiç bir farkı olmayan ve her meselede daha az işi başardığı îçin daha az ücret almağa mahkûm bir varlıktır. En ağır islerde çalıştırılmaktadır. Buralardaki fabrikaları gezerken çok defa, ağır tezgâhların başında kızgın demirleri eldivenleri içinde elleriyle, mahkûm kadın tipleriyle karşılaşmaktadır. Haddahanede kadın, gelen kızgın demiri maşayla tutup, ikinci haddeye vermek mükellefiyeti ile karşı karşıyadır. Kan, ter İçindedir, akşama evine geç saatte dönecek ve ertesi sabah tekrar bu işin basına gelecektir. Kendisine manevi bakimden hiçbir şey gösterilmemektedir. Bilâkis erkekten daha az ücret almak durumundadır. Yine, doğudaki kadın dediğimiz zaman size bu tablonun yanında bir diğer tablo daha tarif edeyim.
Leipzig’de bir müze gezdik. Bu müzede izahat veren bir kadın tipi gördük. Bu kadın; her saat başı aynı sözleri tekrar etmek suretiyle gelenlere izahat vermek görevini almış bir kadın!.
Yüzelli sene Önce bir halk isyanındaki kahramanları, bunlara alt bir heykeli anlatırken 45 dakikalık konuşmasının yarım saatinde hiç alâkası olmadığı halde Rusları methetmeğe mahkûm kadın.
Görüyorsunuz Ruslar o zamandan beri bizi kurtarmak için ne büyük fedakârlıklarda bulunmuşlardır, demeğe mahkûm bir Alman kadını. Konuşmasında yüzünün İfadesi öyleydi ki lisanihal İle;
— Ah, ben normal, serbest bir yerde olsam size bu abidenin tarihçesini ve bizim hikâyemizi o kadar güzel anlatmasını bilirim, amma… ne yapayım ki burada bu tekerlemeyi aynen tekrar etmeğe mecburum, demekteydi.
Efendim, müsaade buyurursanız projektörlerimizi Doğudan, Batıya çevirelim:
Batıda aynı ölçüler içinde ele alındığı zaman durum şöyle; iktisadî sistemi ele alalım. Batıda İktisadi sistem, demin Doğuda söylediğimizin aksinedir.
Batıda bir mülkiyet esası vardır. Bir kâr sistemi mevzuu bahistîr. insanlar kendileri için bir takım neticeleri elde edebilirler. Ve bunlarla diledikleri şeylere sahip olabilirler.
Batıda kapital vardır ve para parayı çeker sistemi bütün hükmüyle caridir. Kuvvetli kapital, iyi is bilir organizasyon daha büyük kazançlara geçebiliyor, insanlar diledikleri kadar eşyaya, mala, mülke sahip olabiliyorlar. Bu durumun verdiği çok faydalı bir netice var. O da insan tab’ını, İnsan şevkini çalışmaya sevketmiş olduğu için Batıda, istihsal fazladır. Bu fazla istihsal daha fazla kazancı daha yüksek hayat standardını getirmiş. Refah ve hayat standardı yükselince devlet mekanizması o cemiyetin çalışamayanlarına, düşkünlerine, fakirlerine bu yüksek muhassaladan rahatlıkla büyük imkânlar ayırabilmekte, fakire, fukaraya devlet eliyle büyük yardımların yapılması mümkün olabilmektedir.
Fakat bu iktisadî hayat, bana sorarsanız, İdeal bir hayat değildir. Zira Batıda böylesine bir gidiş aynen Doğudaki gibi materyalist esaslara göre tanzim edilmiştir. Bunun neticesi olarak Batıdaki zenginler, fakirlerle ilgilenmek hususunda kendilerinde bir mecburiyet duymamaktadırlar. Onlar da çalışıp kazansın demektedirler. Fakirlerin kazanması devletin zoruyla, devletin elindeki daha rahat imkânlarla kolaylıkla ya-ptlabilmektecfir. Ama bu kazanma, bu alâka, manevî bir açıdan meydana gelmemektedir. Dolayısıyla Batı’da, insanların büyük kazançlar karşısında kendi nefislerini frenleyememek gibi bir tehlike mevcuttur. Ve bu gidişin neticesi olarak da Batı’da herşey kârla, parayla ölçülmüş olduğu için insanlarda insaf dediğimiz hassa kısmen dumura uğramıştır. Batı’da öyledir ki, bir insan bir kuruş İçin karşısındaki insana en büyük eziyeti verir, o kuruştan fedakârlık yapamaz.
Bu noktayı Size bir misalle arz edeyim.
Bir profesör arkadaşım, geçenlerde Fransa’da bir otele gitmiş. Bu arkadaşım;
Gençliğimde Fransa’da uzun müddet kaldım. O zaman onları çok pembe gözlükle görmüştüm. Şimdi bir müddet yaslandıktan sonra tekrar gittim. Fransa’da o zaman görmediğim birtakım hususlar gözüme çarptı.
Bir pazar günüydü, kaldığım otelin parasını verecektim. Para, farz edelim 291 lira ödemesi lazım. 290 liralık bozuk ve 1.000 bütünüm vardı. 290′ı veriyorum otelciye, illâ 1 lirayı istiyor. Al şu 1.000 lirayı bozdur dedim. Peki dedi ve uşağını koşturdu, yarım saat. Pazar günü, herhangi bir yerde bozduramıyor, o bîr liradan fedakârlık yapamıyordu.
Batı’da hakîkaten böyle materyalist bir yapı ve însaf bakımından kısmen dumura uğramış bir bünye vardır, ve bunu Batı memleketlerine seyahat eden arkadaşlarımız, kardeşlerimiz birçok misalleriyle görmüşlerdir.
Realiteleri tespit ederek yürüyelim. Batıda sosyal hayata gelelim. Batıda sosyal hayatla br aile mefhumu mevcuttur. Mülkiyet vardır. Herkes çoluk-çocuk sahibidir. Ve bunlarla teşekkül etmiş düzenli bir aile sistemi vardır. Ancak bu tam saadet getirecek bir yapı içinde değildir. Çünkü Batı mutlaka kadının da erkek gibi aynı şartlarla çalışmasını zaruri görmektedir. Yine Batıda büyük bîr bölgeyi kaplayan katolik mezhebine göre ayrılma boşanma yoktur. Bir defa evlendikten sonra ayrılma yoktur. Boşandıktan sonra da başkasıyla evlenmek mümkün değildir. Bundan başka yine bu âlemde aile her iki taraf da tamamen eşit şartlarla çalışmağa mecburdur. Herhangi bir boşanma halinde kadına nafaka dîye bir şey mevzubahis değildir. Kadın da çalışabilir bir unsur kabul edildiği İçin onun da çalışıp kendisine kazanç temin etmesi zarurî görülür ve kadınla erkeğin çalışma hayatında her yerde tamamen eşit oldukları İddia edilirse de Doğu Blokuna nazaran, Batıda kadınlara yine insafla şefkatle muamele edilmektedir. Onlara ağır işlerin verildiği son derece nadirdir. Daha rahat, kadın bünyesine daha uygun işlerde çalıştırılmaktadır.
Batı Blokunda dünya görüşüne daha ziyade Hristiyanlık fikirleri hâkimdir. Bu fikirlere göre bîr âhiret düşüncesi mevcuttur. Ancak bu düşüncede Müslümanlıktaki gibi bir berraklık yoktur. Batıda bîr defa esas İtikadın temelini teşkil eden bir teslis nazariyesi vardır. Bir vahdet yoktur. Cenab-ı Hakkın birliğine, esas mukaddes tek varlığın o olduğuna dair berrak bir inanış yoktur.
Bizler çok şükür Müslüman diyarında yetiştiğimiz için bu husustaki düşüncelerimize kendiliğinden sahip olmuşuz gibi geliyor bizlere. Ama bu âlemde yetişmeyen, Batılı insanların esas tefekkür sistemlerini, dünya görüşü sistemlerinin nihaî noksanını araştırdığımız zaman orada bir bulanıklık, orada bir keşmekeştik görüyoruz ve bunun tabiî büyük neticeleri oluyor. Bir Batılı asker hücuma kalktığı zaman kime yalvaracağını bilememenin tereddüdü içindedir, Meryem Anaya mı, (saya mı, Cenab-ı Hakka mı yalvaracak? Bu durum karşısında tereddüttedir. Ama bir Müslüman için böyle bir durum mevzuu bahis değildir. Cenabı Hak bîrdir, tekdir, mukaddestir, ve itikatta vahdaniyet prensibi esastır.
Batının ikinci büyük huzursuzluk kaynağını Ruhban sınıfı teşkil etmektedir, insanların kendi İçerisinden bir gurup, bir teşkilâta mensup olmakla kendilerine birtakım özellikler izafe etmektedirler: Meselâ, bu sınıfa mensup olmayan insanlar ruhban sınıfına günahlarını affettirmek mecburiyetindedirler. Bu sınıf İnsanların başına geçmiş olan bir papa, dinî esaslarda dilediği gibi fetva vermeye yetkilidir. Onun sözü aynen bir kanun hükmündedir. Onun karşısına başka bir kuvvet kolay kolay çıkamaz. Ruhban sınıfı kendilerinin insanlarla Cenab-ı Hak arasında bir vasıta olduklarını kabul etmektedirler. Bu durum, Batıda manevî huzur ve saadetin teessüsüne mâni olan mühim bir unsur teşkil etmektedir. Bu açı altında Batıya baktığımız zaman Batıdaki kadının rolünü kısaca şöyle hülâsa etmemiz mümkündür. Doğuya nazaran tabiî, fersah, fersah ilerde ve ona nazaran daha mesut bir durumda. Fakat tam bir tatmin edilmiş ve huzura kavuşmuş durum mevcut değildir. Çünkü kadın mutlaka erkekle eşit tutulma bahasına en ağır işlerde çalışmağa mecburdur.
Kadın mutlaka gelir getirmelidir. Gelir getirmediği takdirde aile yapısında bu bakımdan materyalist usulde kendisine küçük bir unsur gibi bakılmaktadır. Bir erkek ailede para kazanmakla aileye daha büyük menfaat getirdiği haleti ruhiyesi içindedir. Bu, hakikî saadete geniş ölçüde mani olmaktadır. Hristiyanlığın birtakım kaideleri, kadına onun tab’ına ve insan haklarına uymayan birtakım mecburiyetler ve mükellefiyetler yüklemektedir. Dolayısı ile Batıdaki kadını tam mes’ut bir kadın olarak telâkki etmemiz mümkün değildir. Sadece Doğuyla mukayese ettiğimiz zaman, daha refah İçerisinde, daha fazla İnsani muamele gören bir kadın durumundadır.
Bu İki sistemi, bu İki tabloyu belirttikten sonra hiç şüphesiz hepiniz simdi, peki öyleyse hakikî saadet, kadının hakikî yeri, nerededir diye merak etmeye başladınız.
Bu merakınızı gidermek için hemen belirteyim ki kadının hakiki yeri Müslümanlıktır. Bu hakikati açıklayıcı bazı izahlarda bulunmamızın faydalı olacağı kanaatindeyim:
Bugün şu anda yeryüzünde, iktisadî sistemiyle, sosyal sistemiyle ve dünya görüşüyle tam manası ile yerleşmiş bir İslâm alemi yoktur. Ama bunun fiilen mevcut olmaması, Müslümanlığın hakîkaten en ideal sistemi getirmiş olduğu hakikatini orta yerden kaldıramaz. Dolayısı ile biz, falanca veya filânca memleketteki değil Müslümanlığın getirdiği ölçüler İçerisinde, İslâm âleminin İktisadî sistemini, sosyal sistemini ve dünya görüsünü kısaca gözden geçirdikten sonra İslâmın, Müslümanlığın kadına verdiği kıymeti ve kadını sadece götürmek üzere getirdiği esasları belirtmeye çalışacağız.
Müslümanlığın kendine has mütekâmil bir iktisadî sistemi mevcuttur. Bu iktisadî sistem ne Doğudaki sistemdir, ne de Batıdaki sistem. Çünkü Müslümanlık İki kanatlıdır, daima maddiyatla maneviyatı birbirine paralel yürütmüştür. Bundan dolayı Müslümanlıkta hem maddiyat vardır, hem de bununla beraber her zaman her yerde hiç ayrılmayacak şekilde bîr de maneviyat vardır. Müslümanlığın iktisadî sistemi maddiyata hürmetkardır. Herkesin malı, mülkü vardır ve herkesin malı mülkü kendisine aittir, masundur, kimsenin buna yan bakmağa gözü ve hakkı yoktur. Ve bu hak o kadar mühim bîr şeydir ki Peygamber efendimiz Aleyhisselâtı Vesselam bîr çok tavsiyelerinde; «Bana ahirete geldiğinizde başka türlü kusurla, günahla gelin amma kul hakkıyla gelmeyin» buyurmuştur.
Bunun mânası başkalarının her türlü malı, para vesaire gibi hakkına son derece riayetkar olmamızın gerekli olduğudur. Müslümanlık aynı zamanda kâra ve kazanmaya da büyük yer vermiştir. «Veren el, alan elden üstündür.» Duyurulmuştur. Bunun mânası her Müslüman kazanmak için çalışmak ve başkalarına yardım etmekle görevlidir. Yine Müslümanlıkta «Ekâsibu habibullah» buyurulmuştur. Çalışanı Allah sever, çalışan Allah’ın sevgilisidir, denilmiştir. Binaenaleyh Müslüman behamahal çalışmak, bir istihsal yapmak ve iktisadî bakımdan faydalı bir unsur olmakla görevlidir. Bu bakımlardan baktığımız zaman Müslümanlık adeta Batı blokuna benziyor, gibi geliyor. Mülkiyete hürmetkârlığı esas alıyor. Ama Müslümanlık sistemi Batının kapitalizm sisteminin ta kendisi değildir. Aradaki büyük fark şuradadır. Müslüman kazanacak, fakat Müslüman israf yapamaz, «israf haramdır». Binaenaleyh Müslüman kazandığını mutlaka hayırlı bir sahaya harcamakla görevlidir. Batıdaki İnsanın böyle bir prensibi yoktur, o kazandıktan sonra parasını her türlü nefsanî arzusu uğrunda rahat rahat harcayabilir. Ama Müslümanlıkta bütün bu kazançlardan sonra mütevazi olmak, israf etmemek, daima başkalarına faydalı olmak, fakirlere yardımcı olmak gibi bir âmil, bir esas mevcuttur. Bu bakımdan İslâm sistemi batı rejiminin mahzurlu taraflarını ortadan kaldırıp, kapitalizmin erişemediği ulvî gayeyi kendi ölçüleriyle manevî kuvvetlerden faydalanarak ihdas etmek imkânını bulmuş bir sistemdir. Bu sistemin meydana getirdiği iktisadî hayata hakikaten maddiyatla maneviyat birbirinden ayrılmaz. Bunu birçok misallerle görüyoruz, biliyoruz.
Bundan birkaç yüz sene evvelki Osmanlı imparatorluğuna seyahate gelmiş olan bir Batılı seyyahın müşahedeleri bu huşu bize kolayca açıklayan bir misal teşkil etmektedir. Bu seyyah bir gün sabahın erken saatinde bir Müslüman mağazasından alış veriş yapmaya gelmiş, sormuş bîr malın fiatını, şu kadardır demişler. Fiatı münasip görmüş ve peki öyleyse bu malı almak istiyorum dediği zaman, Türk dükkân sahibi kusura bakmayın şu karşıdaki komşumda aynı mal, aynı fiyata mevcuttur, acaba mümkün müdür bu malı ondan satın alsanız. Batılı afallamış ve sormuş: Niçin bana bunu tavsiye ediyorsunuz? Türk mağaza sahibi: Sabahtan beri dikkat ediyorum, karşıdaki komşum hiç satış yapmadı, siftah bile etmedi. Halbuki ben birkaç satış yaptım. Gidiniz ondan alınız da onun gönlünü hoşnut ediniz.
Müslümanlık iktisadi maddiyatın yanında mutlaka maneviyatı da beraber yürütmüştür. Bu, ne doğunun, ne de Batının erişemeyeceği ulvî bîr neticedir. Bundan bir müddet önce İstanbul’da bîr akşam toplantısına davet edildim. Yaşlı bir hanım Müslümanlığı kabul etmiş, Yunanistan’dan gelmiş. Kendisi uzun seneler Yunanistan’da kalmış, 40 sene Müslüman olmak için çırpınmış ve nihayet İstanbul müftüsünde Müslümanlığını resmen tescil ettirmiş. O günün akşamı akrabasının evine gitmiş. Biz de bu günün akşamında yapılan toplantıda bulunuyoruz. Kadın bu güne eriştiğinden dolayı son derece memnun. Çünkü belli halinden. Bîz daha söze başlamadan önce dedi ki, tabiî buraya geldiniz, toplandınız. Benim niçin Müslüman olduğumu merak ediyorsunuz. Sîz sormadan ben size kısaca anlatayım.
Biz dedi, Konyalı zengin, Müslüman bir ailenin yanında idik. Babam, annem ve kardeşlerim bu evde hizmetçilik yapıyorduk. Bu ailenin son derece zengin bir efendisi vardı. Bu efendi memleketin sayılı zenginlerinden olmakla beraber son derece mütevazi bir insandı. Ben çocukluğumda hiç bir bayram hatırlamam ki diyor, bu kadın, bu Müslüman efendisi kendisinin hizmetçisi olduğumuz halde önce bayramlarda bize, ‘hizmetçinin çocuklarına iyi, yeni hediyeleri ayakkabıları kendi öz çocuklarından daha sonra alsın. Her bayram önce bize alır, ondan sonra kendi çocuklarına en fazla aynı kalitede ayakkabıyı alır getirirdi. Çok zengin bir insana bu tutumu veren böyle bir dine kırk seneden beri ben hayran kalmayayım da kim kalsın? Bugün böyle bir dinin mensubu olmak şerefine eriştiğim için hayatımın en mesut günü yaşıyorum.
Hakikaten Müslümanlık sistemi, Müslümanlık yolu zenginliktir, insanı zenginletir, fakat sonunda manevî bakımlardan da yetişmiş bir İnsan ortaya koyar. Müslümanlık ticarete büyük ehemmiyet vermiştir. Tüccarların, hakikî tüccarların peygamberlerle, şehitlerle beraber haşr olacağını bildirmiştir. Ama bundan daha büyük ehemmiyeti cömertlere vermiştir. Cennete ilk girecek olan cömertlerdir.» Cömertliğin manâsı kendi-hoşuna giden şeyi, kendi nefsi için ayırdığı şeyi başkasına verebilmek, hediye edebilmek, feragatkâr insan olmak demektir. Müslümanlık daima manevî hedefleri maddî hedeflerin üzerine yerleştirmek suretiyle hakikî adaleti, hakiki nizamı ihya etmiş, ihdas etmiştir.
Sosyal hayata geldiğimiz zaman Müslümanlıkta aile, cemiyetin esasını teşkil eder. Çocuğuyla, çoluğuyla bütün haklarıyla nizamlı, sistemli, birbirine hürmetkar, sevgi içerisinde bir aile vardır. Komşuluk hakkını son derece üstün tutmuştur. 40 ev İlerisine kadar komşu saymıştır, insanların birbirlerine İyilikle, şefkatle, rahmetle kolaylıkla muamele etmelerini emretmiştir. Böyle birbirine ulvî bağlarla bağlı bir insan cemiyeti sosyal bakımdan en huzurlu cemiyet olmak durumundadır. Hattâ eski büyüklerin bazı tavsiyeleri şöyledir: iki Müslüman birbirine giderken, ben şimdi şu yaklaştığım arkadaşımdan ne menfaat elde edeceğim diye bir araya gelirse o buluşmalarından hayır gelmez, bilâkis ben şimdi şu gitmiş olduğum kardeşime hangi hususta faydalı olurum diye yaklaşırsa o buluşmadan, o bir araya gelip görüşmeden büyük faydalar çıkar demişler ve bu tavsiyelerde bulunmuşlardır.
insanlar hep başkalarına yardım etmek için içlerinde manevî bîr imkâna, manevi bir kuvvete sahip olurlarsa böyle bir sosyal düzende hiç şüphesiz mutlak saadet meydana gelir.
Dünya görüşünü ele alacak olursak, Müslümanlık mutlaka her hususta ahireti gözetmeyi emretmiştir. Zira, hakikaten normal, yeteri derecede gelişmiş bir insan bu dünyadan İbaret bir hayat ile tatmin olamaz. Mutlaka ahîrete inanmak, ahiretin varlığını bilmek mecburiyetindeyiz. Çünkü bu dünyada eğer her şey ölümle bitecek olursa bütün bu yaradılışın heyeti umumiyesi bir abesten başka bîr şey olamaz. Mutlak adaletin tecelli edeceği gün bu dünyanın içinde de vardır. Arkasında da gelecektir. Ve bu yaradışlar geçici değildir, insan mutlaka sonsuza kadar gidecek bir yaradılıştadır. Cenab-ı Hak bunları tahakkuk ettirecek kudrettedir. Dolayısı ile Müslüman sadece maddiyatını düşünen bir İnsan değildir. Birçok hususlarda ahiretini de düşünür. İktisadî nizamda da bu düşünce nazım rolünü oynar.
Hatta hakiki bir Müslüman tacirin şöylesine bîr sıfatı vardır. Bilfiil cereyan etmiş hâdise ile arz edeyim.
Bîr gün Peygamber efendimiz Aleyhisselatü Vesselam sabah namazından sonra bir pazar yerini gezerlerken, orada bir tüccarın bir malı diğerlerine nazaran daha ucuz fiatla sattığını görmüşler ve kendilerine sormuşlar ki, bu malı böyle ucuz fiatla satıyorsunuz, az kâra kanaat ediyorsunuz, sırf Müslüman pazarında ucuzluk olsun ve Cenab-ı Hak ahirette sîzin bu hareketinizden dolayı size büyük sevap versin dîye mî bunu yapıyorsunuz? O da demişti ki; evet ya Resulullah ben bunun için yapıyorum. Yoksa herkes yüksek fiatta satıyor, ben de satabilirim, ama az kârla kanaat ediyorum. Pazarımızda ucuzluk olsun, burası Müslüman diyarı, benim bu hareketimin sevabını Cenab-ı Hak mutlaka verîr. Onun üzerine Peygamber efendimiz ellerini açıp, böyle bir tüccar, böyle bir satıcı için çok büyük dualarda bulunmuştur.
Binaenaleyh, hakikî Müslüman tacir, böyle hareket edince, tüccardır. Bu tüccarların doğuracağı iktisadî hayatta da mutlaka bereket vardır. Şimdi bu dünya görüşü bu sosyal yapıya sahip olan Müslüman âlemi içerisînde kadının yerine bir göz atalım.
Efendim bir Müslüman hanımı, iktisadî hayatta çalışabilir, çalışır. Hattâ bazı hizmetlerin kadınlar tarafından görülmesi teşvik edilmiştir. Hattâ bazı yerlerde hanımların çalışması zarurî bile görülmüştür.
Meselâ, hemşirelik görevinde, bir Müslüman diyarında hastahanelerde hemşirelik, hasta bakıcılık görevinin bilhassa kadınlar tarafından yapılması tercih edilmiştir, teşvik edilmiştir. Yine kadın hastalıkları doktorluğu gibi birtakım görevlerin kadınlar tarafından yapılması, hattâ önemle üzerinde durulması gereken bir husus addedilmiştir. Bundan başka kadın Müslüman yapısında, başka hususlarda çalışır. Belki Sümerbank Umum Müdürünün odasına gitmiş arkadaşlar vardır. O odada bir dokuma fabrikasının resmi var. 150 sene önceki bir dokuma fabrikası. Birçok Müslüman hanımlar bu dokuma fabrikasında gayet güzel bir çalışma havası içerinde bulunuyorlar. Merak eden arkadaşlar gidip görebilirler. Müslümanlıkta kadın çalışabilir ve iktisadî hayatta bir unsur olabilir, kadın Müslümanlıkta aynen erkek gibi ilimle, ibadetle mükellef tutulmuştur. Cenab-ı Hak insanları kadın, erkek, siyah, beyaz diye ayırmıyor. Kimin Allah’tan korkusu en fazla ise insanların İçerisinde en efdali odur diyor. Herhalde kadının erkeğe, erkeğin kadına Allah İndinde hiçbir üstünlüğü mevzu ubahis değildir. Cemiyet içerisinde Müslümanlık kadına onun yaradılışına uygun görevler tercih etmiştir. Hiçbir zaman onu ne Doğudaki, ne Batıdaki zoraki çalışma sitemlerine mecbur saymamıştır. Belki bazı erkeklerimizin şu snda hoşuna gitmeyebilir. Bir lâtife olarak söylüyorum. Çok dikkatle açıklayalım ki, Müslüman bir ailede kadın hiç bir İş yapmağa mecbur değildir. Hattâ çocuğuna bakmağa bile mecbur değildir. Bütün evin vazifesini görmek, evin kazancını temin etmek erkeğin vazifesidir. Müslümanlıkta kadına kendi yaradılışına uygun görevleri yapmak tavsiye edilmiş ve eğer arzusuyla yaptığı, dünyada ahirette bîr mükâfatını göreceği bir ilâve çalışma olarak bir lütuf olarak telâkki edilmiştir. Müslümanlıkta kadının ne Doğuda, ne de Batıda erişemeyeceği çok büyük yeri vardır.
Bunu müsaade buyurursanız, birkaç âyeti kerime ve birkaç hadisi şerifle tarif etmeye çalışalım.
Nisa sûresi ismi altında Kur’an-ı Kerîm’de kadın sûresi denilen bir sûre vardır. Bu sûrenin 19 uncu âyetinde (kadınlara en iyi şekilde muaşerette bulunma) emrolunur. Bunun mânası Müslümanlıkta kadınlara karşı hürmetkar, yumuşak, haşin olmamak üzere muamelede bulunmak emrolunmuştur. Onların tabî yapıları bu istikamettedir. Böyle hareket etmek lâzım gelir. Yine Bakara sûresinin 187 nci âyeti kerimesinde (Onlar sizin libasınız, siz de onların libasısınız) buyrulmuştur. Libas, elbise ve örtü manâsındadır ve bunun da hakikî manâsı dış tesirlere karşı her türlü zarar verecek şeylere karşı onları korumak manâsındadır.
Hâdîsî şeriflerde kadın Müslümanlıkta şöyle belirtilmiştir: (Dünya bir metadır. Onun en hayırlı metaı da saliha bir kadındır.) Diğer bir hadisi şerifte: (Kadınlar hakkında hayırlı tavsiyelerde bulunmam İçin benden sorunuz, ne söylerseniz söyleyin bu hususta size tavsiyede bulunayım, yardımcı olayım. Diğer bir hadisi şerifte; (Müminlerin kâmili, ahlâkı en güzel olanıdır. Sîzin en hayırlınız, kadınlara karşı en hayırlı olanınızdır) buyurulmuştur. Diğer bir hadise şerifte; (Rabbının senin üzerinde hakkı vardır, öz nefsinin senin üzerinde hakkı vardır, efradı ailenin senin üzerinde hakkı vardır, her hak sahibine hakkını ver) buyurulmustur. Diğer bir hâdisî şerifte; (Hm tahsil etmek kadın, erkek her mümine farzdır) denilmiştir, ve dolayısıyla onların da görevli oldukları vs esas Allah katında mühim olan görevler bakımından onların da aynen mükellef oldukları kendilerine hürmet gösterilmek, iyi muamele edilmek mecburiyetleri yanında erkeklere tamamen eşit oldukları beyan edilmiştir. Diğer çok mühim bir hâdisî şerifte şöyle denilmektedir. «Ya Resulullah, benîm için güzel sevgi ve bakımıma en çok muhtaç olan kimdir, kime bu hizmeti yapmalıyım?» Peygamber Efendimiz Aleyhüsselâtü Vesselam buyurmuşlardır ki; annen, sonra kime denilmiş, yine annene, sonra kime denilmiş, tekrar annene denilmiş, tekrar sorulduğunda babana buyurmuşlardır, Binaenaleyh Müslüman ailesinde çocuk üzerinde annenin üç hakkı varsa, babanın bir hakkı vardır. Ve anne hakikaten muhterem mukaddes, büyük bir varlık olarak müslümanın dünya hayatında, sosyal görüşünde ve iktisadî varlığında çok mühim yeri olan bir varlıktır.
Kur’ân-ı Kerim’de Nisa sûresi isimli bîr kadın sûresi olduğu gibi, Peygamber Efendimiz Aleyhîsselâtü Vesselamın meşhur Veda Haccındaki hutbelerinde ki bu İnsanlara son yaptığı bir hutbedir, mühim bir fasıl kadınlara ayrılmıştır. Son derece veciz, insanlara hakikaten en özlü, en güzel tavsiyeyi yapan, veda hutbesinde kadınlara ait kısım şöyledir.
«İnsanlar; kadınların hakkını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah emaneti olarak aldınız, onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onlarında sizlerin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye çiğnetmemeleridir. Kadınların da sizlerin üzerindeki hakları, memleket göreneğine göre her çeşit giyim ve yiyimlerini temin etmenîzdir,» buyurulmustur. Böylece Müslümanlıkta hakikaten kadın, ne Doğunun; ne de Batının erişemediği son derece muhterem bir mevkie erişmiştir, sahiptir, yerleştirilmiştir.
Efendim, bir an için Doğuda kadını düşündüğüm zaman hatırıma bir hadde makinası geliyor, hakikaten bilfiil gördüğüm gibi bir hadde makinası başında kanter içinde en ağır hizmette, kendisine hiç bir karşılık vaad edilmeden çalışan, yorgun, bedbaht bir kadın tipi görüyorum, hayalimdeki tabloda. Batıdaki kadını düşündüğüm zaman erkek kadar çalışan ve kendinin birtakım haklarında vs. mutlaka eşit tutulacaksın İddiası altında materyalist bir görüşle madde olarak tutulan bir kadın var. Kendi tabiatına kendi hususiyetlerine uygun bir muameleye tabî tutulmuyor, lüzumlu hürmet, lüzumlu şefkat kendisine gösterilmiyor. Bu kadın çalışıyor, bu kadın tam manasıyla tatmin olunmuş değil, esas yerini bulmuş değildir. Demin tarife çalıştığım İslâm âleminde kadını düşündüğümüz zaman ise, oradaki kadın muhterem bir kadındır, oradaki kadın hakikaten cemiyetin temelidir ve oradaki kadın temizliğin, terbiyenin örneğidir. Hepiniz bizim ninelerimizin mis kokan tertemiz bohçalarını hatırlarsınız. Kadın hakikaten o bohçaları hazırlayan, temiz bir insandır. Cennete gitmeğe namzet bir insandır. Hattâ İslâm tablosunda cennet annelerin ayağının altındadır. Cenneti ayağının altında tutan bir varlıktır. Hepinizi hürmetle selâmlarım.

ERBAKAN DEVRİMİ

» LİDER VE DEVRİM Liderlik, talihli bir sanat ve tabii bir ihtiyaçtır. Bir vücut için beyin ne ise, bir toplum için lider de aynı konumdadır. Farklı amaç ve ihtiyaçlar için bir araya gelmiş, küçük büyük her toplum kesiminin ve her insan kümesinin, değişik yetki ve yeteneklerde bir başı mutlaka vardır. Çünkü başsızlık veya başıbozukluk, dağınıklığı ve başarısızlığı doğuracaktır.

» Giriş Uzun zamandır, Erbakan Hocamızın zorlu ve onurlu mücadelesini anlatan bir kitabı hazırlamam hu-su-sunda, okurlarımızdan bize ısrarlı teklifler gelmekteydi. Böylesi müstesna şahsiyetleri anlamak elbette kolay değildi. Ama bu zatları başkasına tanıtmak, çok daha zor bir girişimdi.

» ERBAKAN’ın Özgeçmişi 29 Ekim 1926 yilinda Sinop’ta dogdu. Babasi Adana’nin Kozan ve Saimbeyli bölgesinde uzun zaman hüküm sürmüs bulunan? Selçuklu soyu Kozanogullarindan, Mehmet Sabri Erbakan’dir.

» Bir Kahramanın Öyküsü 1800’lü yılların son döneminde, Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde asırlarca hüküm süren Kozanoğulları Beyliği’nin, sonradan gelip İstanbul’a yerleşen ve Sultan Abdülhamit’e yakınlığıyla bilinen soylu beylerinden Hüseyin Bey’in oğlu Mehmet Sabri Bey, hukuk tahsilini bitirir.

» Şanlı Bir Mücadelenin Tarihçesi Erbakan Hocanın 200′e yakın ortağı organize ederek 1 Temmuz 1956 yılında Gümüş Motor Fabrikasını kurduğunu, daha önce belirtmiştik. Bu girişimle, tarımsal sulamada iş görmek ve özellikle şekerpancarı ziraatını destelemek üzere 15 beygir gücünde, çift silindirli dizel motorların ve pompaların üretimi amaçlanmıştı.

» ERBAKAN NASIL BIR ORTAMDA MÜCADELE VERİYORDU.? Yaklaşık 30 yıldır, Türkiye’de hükümetler ve seçimler hep Erbakan Faktörüne göre ayarlanmaktadır. Hem dış güçleri, hem de rejimin partilerini temsilen, son günlerde Demirel, Mesut Yılmaz, Devlet Bahçeli ve Ecevit’in açıkca ortaya koyduğu tavrın da gösterdiği gibi, ülkemizde bütün siyaset, Milli Görüş korkusu üzerine kurulmaktadır.

» MSP döneminde devrim niteliğindeki hizmetler Erbakan’ın ve Milli Görüşün, iktidar olduğunda neler yapabileceğini akıllara yatırmak için, daha önce Selamet dönemindeki koalisyon hükümetlerinde ve üç-dört yıl gibi çok kısa bir zaman diliminde, fiilen gerçekleştirdiği tarihî hizmetleri hatırlatmak zorundayız…

» Erbakan’ın Misyonu Günümüzdeki ve özellikle ülkemizdeki, hizmet ve hidayet rehberi olan şahsiyetleri, 6 ayrı sınıfta değerlendirmek mümkün ve münasip görülmektedir

» Milli Görüş’ün Müjdecileri Allah tarafından gönderilen bütün Peygamberlere ve İslam tarihindeki müceddid ve hak dava önderlerine “dindar bilinen bazı gruplar” neden karşı çıkıyorlardı?.. Ve hatta, niçin bunlara karşı müşrik ve münkirlerin yanında yer alıyorlardı?

» Güç Dengeleri Ve Erbakan Adil ve onurlu bir barışı sağlamak ve korumak için, elbette yeterli bir güce ve caydırıcı bir silah üstünlüğüne sahip olmak şarttır. Güçsüz ve silahsız bir sulh, barış perdesi altında esaretten başka bir şey olmayacaktır. Silahlarda ise, klasik değil, teknolojik üstünlüğü sağlayan kazanacaktır.

» Altın Sözler Aziz Hocamızdan dinleyip öğrendiğimiz ilmî ve imanî gerçeklerin bir kısmını, anladığımız ve hatırladığımız şekliyle, başkalarının da istifadesine sunmayı düşün-dük. Her birisi, ayrı ayrı levhalar halinde yazılıp asılması gereken bu “vecize” lerin ve birçok meselenin çözümünde anahtar vazifesi görecek bu “Altın Sözler” in, sadece kendi hafızamızda ve hatıra defterimizde hapsedilmesine gönlümüz razı olmadı.

» Siyasi Feraset Evet, İslam ve insanlık düşmanlarının oyunlarını bozmak ve toplumu huzura kavuşturmak, hem bir siyaset işidir, hem de ibadettir. Çünkü “insanların hayırlısı insanlara hizmet edendir”. Bu konuyu kavramak için, önce dünyaya geliş sebebimizi bilmemiz gerekir. ” Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet (ve kulluk) etsinler diye yarattım”

» Tarihi Hesaplasma “Ne ticaretin, (ne siyasetin) ne de alışverişin kendilerini Allah’ı zikretmekten, namazını eda etmekten ve zekâtını vermekten asla alıkoymayan (ve Rabbını hiçbir zaman unutmayan) erkekler…” vardır.

» Refah Yol Kuruluyor Uzun bir sürecin ve onurlu bir mücadelenin sonunda Refah Partisi birinci parti oldu. Artık, Refah Partisinin hükümet olması gerekiyordu… Neden?

» İzmir ECO Bakanlar Konseyi ve “D-8” ler İnsanların kıymeti, himmeti ( gayesi ve gayreti ) kadardır. Himmeti ise, hedef aldığı şeylerin büyüklüğü oranındadır. İleride hayata geçirilecek ve hakikate dönüşecek büyük hayaller kurmak, büyük projeler hazırlamaya önemli bir basamaktır. Ve sonunda bu projeleri pratiğe dönüştürmek ve ümitleri gerçekleştirmek ise, başarı ve büyüklüğün şartıdır.

» D - 8′LER VE YENİ BİR DÜNYA “Hiç bir peygamber ümmetini, Deccal fitnesi kadar büyük bir tehlike ile korkutmamıştır.” Hadisiyle haber verilen Despotizm’e ve Adem (A.S )’dan beri şeytanın en büyük saltanatı olan Siyonizm’e karşı, onurlu ve şuurlu bir direniş ve diriliş mücadelesi olarak başlayan Milli görüş hareketi, çileli ve çetrefilli bir süreçten sonra önce hükümete, Şimdi de D - 8′ler projesiyle evrensel bir medeniyete dönüşüyor.

» REFAH - YOL VE ŞAHSİYETLİ DIŞ POLİTİKA Ağaçların, hayvanların ve insanların büyümesi, nasıl tabii ve tedrici bir süreç gerektiriyorsa ve nasıl insanlar bu değişimin farkına varmıyorsa, tarihi olayların ve yeni inkılâpların gelişmesi ve yerleşmesi de, böyle belirli bir süreç gerektirmekte ve insanlar çoğu zaman bu değişimleri fark etmemektedir.

» Çekiç Güç Meselesi Refah - Yol döneminde, Çekiç Güç’ün süresinin 5 ay daha uzatılması, hem malum muhalefet partilerince, hem de bazı müzmin marazlı İslamcı kesimlerce, Refah aleyhinde kullanılmaya çalışıldı. Erbakan Hoca, “davasından taviz vermekle, sözünden dönmekle ve Amerika’ya teslimiyetle” suçlandı. Bunların bir kısmının kasıtlı olarak yapıldığı, bir kısmının ise anlayış-feraset kıtlığından kaynaklandığı açıktı.

» REFAH - YOL YIKILIYOR Erbakan’ın Başbakanlığındaki Refah-Yol hükümeti, yılların ihmaliyle kangrenleşen ekonomik ve sosyal yaraları sarmak ve toplumun hasret çektiği huzuru sağlamak üzere, üstün bir gayretle çalışırken ve her yönden gayet olumlu neticeler alınmaya başlamışken, masonik çevreler ve marazlı mahfiller tarafından tertip ve teşvik edilen, suni krizler giderek etkili ve tehlikeli hale geldi.

» ÇEKİLMEZ OLDULAR Her ikisi de Amerika’da eğitildi. Sonra görevli olarak ülkelerine gönderildi. Biri sağ, diğeri sol bir partinin başına getirildi. Halk tarafından, uzun zaman biri birinin amansız rakibi ve yegane alternatif oldukları, zannedildi. Halbuki bunlar, danışıklı dövüş içerisindeydi ve yıllar sonra kesinlikle ortaya çıktı ki, bunlar “ikiz kardeş” lerdi.

» TENKİT’TE DOSTLUK VE DÜRÜSTLÜK Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyurmuşlar: “Din nasihattır! Allah için, Kitabı için, Resulü için ve müminlerin Lideri (imamı) için… Allah için nasihat: Allah’a iman ve ona ibadeti insanlara öğütlemek ve öğretmek. Allah’ın şanına layık olmayan sıfatlarından O’nu tenzih etmek.

» Zafer Niçin Gecikti ? Dünya, iyiliklerle kötülüklerin mücadele meydanıdır ve insan imtihan için buradadır. Bu bakımdan her asırda, zulme ve küfre karşı çıkan ve hizmet disiplini içinde İslam’ı savunan insanların başarıya ulaşması, öyle çabuk olmamakta ve aşağıdaki hikmetler sebebiyle gecikmekte ve uzamaktadır.

» MİLLİ GÖRÜŞ İKTİDARINI BEKLEYEN TEHLİKELER Batı klüpçü partilerin ve barbar zihniyetlerin iflası ve Milli şuura sahip gayret ehlinin 30 yıllık hizmeti sonunda, Allah’ın nusretiyle Refahın “geçiş iktidarı” gerçekleşti. Ve zaten bunu hiçbir güç engelliyemezdi, Refahlı koalisyon mutlaka gerekliydi. Böylece gizli güçlerin kirli oyunları ortaya dökülmeliydi…

» MİLLİ GÖRÜŞ MEDENİYETİNİN YAYILMA ŞANSI Beklenen değişim ve dönüşümle birlikte, adım adım yürürlüğe konacak olan Adil Düzenin uygulanması sonucu oluşacak Milli Görüş Medeniyetinin, sadece ülkemizde ve bölgemizde değil, aynı zamanda bütün yeryüzünde hızla yayılacağı ve bütün insanlığı etkisi altına alacağı ve çok mutlu ve muhteşem bir dönemin başlayacağı beklenmektedir.

» ERBAKAN ve DOKUZ’LU ÇETE Üstad Bediüzzaman Hz.’lerinin ifade ettikleri gibi, “Kur’andaki her ayetin, değişen ve gelişen bütün asırlara ve farklı toplumlara bakan, ayrı ayrı işaret ve hikmetleri vardır.” İşte mealini vereceğimiz şu ayet-i kerime de, bugün yeryüzünde ve ülkemizde sürdürülmek istenen zulüm ve rezalet düzeninin “DOKUZ’LU BİR ÇETE” tarafından yürütüldüğünü açıkça haber vermektedir.

» ERBAKAN’I ANLAMAK! Başını dimdik tutuyor. Kibirli değil, ama vakur, asık suratlı değil, güler yüzlü… Safiyetle inandığı, samimiyetle bağlandığı ve sadakatle emirlerini yerine getirmeğe çalıştığı İslamiyetin, bütün özelliği ve temizliği yüzünde billurlaşmış!.. Yavaş sesle ve çok düzgün bir Türkçe’yle konuşuyor. Kolay kızmıyor ve icabında en saçma şeyleri bile dinlenme nezaketi gösteriyor.

» SENİ ÖZLÜYORUZ Sizin gölgeniz bile masonların gövdelerinden çok ağırdır şüphesiz… Ama yine de, hiçbir şeyin tadı tuzu olmuyor Sen’siz… Sen’siz Meclis monoton ve renksiz… Sen’siz siyaset alımsız ve ahenksiz… Sen’siz sohbetler ve seminerler zevksiz… Seninle uğraşanlar hem sorumsuz, hem seviyesiz… Velhasıl sensiz her şey yavan ve sevimsiz…

» SON SÖZ Evet, ülkemiz ve dünyamız büyük değişime gebedir ve tabi hiç bir doğum sancısız gerçekleşmeyecektir. Bütün tarihi değişimler ise genellikle önemli çalkantıların ardından meydana gelmektedir. Her asırdaki mevcut dünya düzeni ve dengeleri, mutlaka büyük olayların ve sarsıntıların sonunda yerini, yenilerine terk etmektedir.

Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN-MÜCADELESİ

ÇOCUKLUĞU

» Prof. Dr. Necmettin Erbakan’in soyu ve dogumu Necmettin Erbakan Kozanoğulları soyundandır. 1800′lü yılların son döneminde Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde asırlarca hüküm süren Kozanoğulları Beyliği…

» Erbakan’in dogumu Erbakan, Anadolu’nun kuzeye dogru en çok ilerleyen ve ince Burun ile sona eren kara çikintisina dogudan birlesen küçük bir yarim adanin yüksekligi az olan berzah kesiminde kurulmus ve 1924 yilinda vilayet yapilan Sinop ilinde dünyaya geldi. Babasi Mehmet Sabri Bey, Cumhuriyet’in üçüncü yilinin kutlandigi 29 Ekim 1926′da dünyaya gelen ogluna “Dinin Yildizi” anlamina gelen Necmettin adini koydu.

» Çocukluk Dönemi (1926-193 8) Agir ceza reisi olarak görev yapan Erbakan’in babasi Mehmet Sabri Bey’in Kayseri’ye tayin edilmesi sebebiyle Erbakan çocukluk döneminin bir ila alti yas arasini Kayseri’de geçirdi.

» Çocukluk arkadaslarindan Vala Bey anlatiyor (TRABZON, 1932-1937) “Necmettin Bey o zamandan bu zamana hiç degismeyen bir olaydir. O zaman televizyon ve radyonun olmadigi bir dönemdi. Ancak köse kapmaca, salincakta sallanma veyahutda Necmettin Bey’in kurallarini koydugu oyunlarla oynardik.

» Erbakan kendi çocuklugu ile ilgili söyle diyor “Bizim konagin bahçesi genisti. Bütün memur çocuklari bizim bahçeye gelirler, bilhassa yaz tatillerinde böyle program dahilinde oyunlar oynardik. Bahçede herkesin ayri ayri dükkânlari vardi.

» Ögretmenleri Erbakan’in Babasina ne dediler “Bizim konagin bahçesi genisti. Bütün memur çocuklari bizim bahçeye gelirler, bilhassa yaz tatillerinde böyle program dahilinde oyunlar oynardik. Bahçede herkesin ayri ayri dükkânlari vardi.

GENÇLİK DÖNEMİ

» ilkokul Erbakan 1937 yilinda Istanbul tasindi. Babasi Mehmet Sabri Bey’in niyeti, oglu Necmettin Erbakan’i o yillarda Almanya’nin dünya’da giderek artan prestiji nedeniyle Alman Lisesi’ne kaydettirmekti. Ancak bu okuldaki ögrenim süresi hazirlik sinifiyla birlikte yedi yil oldugundan Alman Lisesi yerine Istanbul Erkek Lisesi’ni tercih etti.

» Prof. Dr. Berhan Bey anlatiyor (Istanbul, 1938-1941) “Neriman Tekil isimli beden egitim hocamiz vardi. O günkü Kültür Bakanligi bir kural koymustu. Lise talebesi 100 metreyi 14 saniyede katedecek. Bunu yapamayan tam not alamayacakti. Herkes kosuyor Necmettin Bey ve ben de kosuyorum fakat bunun ardinda onalti saniye ‘ye düsüyoruz.

» Bu Hatirayi Erbakan anlatiyor (Istanbul, 1938-1941) “Istanbul Erkek Lisesi 2000 talebesi olan bir mektep, mektepte jimnastik dersinde hatirladigima göre bir tek ben 10 puan almisim. Herkes birbirine bahsediyor, bir kismi beni tanimiyor. Yahu bu nasil bir spor da bu kadar basarili bir adammis ki, bu meshur Neriman Tekil’den bu puani almis. Bahçede, koridorlarda birbirlerine beni gösteriyorlar. Zannediyorlar ki ben o puani spordaki maharetimden aldim.” (11) Prof. Dr. Necmettin Erbakan

» Lise Yillarinda Erbakan Erbakan, orta okul yillarinda basarili oldugu gibi lise yillarinda da bu basariyi daha da yükselterek devam ettirdi. Bu basarilar onu arkadaslarinin ilgi odagi haline getirmisti. O “Dinin Yildizi” oldugu gibi okulun, sinifin ve basarinin da yildizi oluyordu. Okul arkadaslarindan biri “Erbakan’i söyle anlatiyor:

» Erbakan Liseyi birincilikle bitiriyor Erbakan okul derslerinde gösterdigi üstün basarilarla lise tahsilini devam ettirdi. Sonunda lise hayatini okulu birincilikle bitirerek noktaladi.

» Erbakan Üniversiteyi de birincilikle bitiriyor Erbakan liseyi birincilikle bitirdikten ve üniversite imtihanlarinda gösterdigi üstün basarindan sonra Istanbul Teknik Üniversitesi ikinci sinifinda okumaya basladi.

» Mehmet Bilge Erbakan’i anlatiyor Prof. Dr. Mehmet Bilge Erbakan’in Ögrencilik Arkadasi (Istanbul, 1943 -1946) “Necmettin Erbakan’a Istanbul Teknik Üniversitesi ögrencilik yillarinda çok çaliskan ve basarili oldugu için “Derya ” ismini takmistik.

» Okul Albümünde Erbakan (Istanbul, 1944-194 8) “Necmettin Erbakan, Toylardandir, dindardir, çaliskandir. Hayatinin yarısini namaz, yarısını da projeler isgal eder.

» Okul Albümü ile ilgili kendisi söyle diyor Okul yilliginin basindaki “TOY” kelimesini arkadaslarimiz Istanbul Teknik Üniversitesi ikinci sinifa gidenler için kullanirlardi. Ben üniversiteye ikinci siniftan basladigim için banada ayni ifadeyi tabir etmislerdi.

AKADEMİK HİZMET

» Erbakan okul ardadaslarina hocalik yapti

» Prof. Dr. Mustafa Köseoglu anlatiyor Üniversitemizin mescidi vardi. Cuma günleri Erbakan’la beraber oluyorduk. Rahmetli Kirazoglu Abimiz de bizim basimizdi. Herkese bir konu verirdi.

» Erbakan ögrencilik yillarinda da Namazini kilardi Anne ve babasindan aldigi din egitimini, ilk ve orta ögrenimi sirasinda gittigi camilerdeki hoca efendilerden aldigi derslerle gelistiren Erbakan’in en etkilendigi Gönenli Mehmet Efendi ve Mehmet Zahit Kotku Hoca Efendi oldu.

» Erbakan simdi de namazini kiliyor Erbakan, bir konferans sebebiyle gitti i karde ülke Pakistan’da cemaatle namaz k larken görülüyo…

» Üniversite Erbakan’i Almanya’ya gönderiyor “1951 yilinda Istanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Motorlar Kürsüsü’nde hazirladigi yeterlilik tezindeki basarisindan dolayi üniversite Erbakan’i bilimsel arastirmalar yapmasi için Almanya’ya gönderdi.

» Prof. Dr. Selim Palavan anlatiyor Necmettin Erbakan Bey ‘le Almanya ‘da görüstük. Birlikte bir gün yemege gittik. Yemekte önce güzel bir çorba içtik. Yemegi yedikten sonra bir meyve salatasi getirildi.

» Almanya’daki dönemi Erbakan anlatiyor (ALMANYA, 1951-1953) “Biz ilk defa 1951 senesinde Almanya’ya gittik. Dünya Savasi 1945 de sona ermis, ama anlasmalar vesaire derken 1947 olmustu, Almanya ‘da üç-dört sene evvel hiç bir sey yapilabilmis degildi.

» Almanya’li Bilim adami Erbakan’i anlatiyor ‘Sayin Erbakan çok girisimci bir insan.Te-mel niteligi hem dizel hem benzinli motorlarda yanan bir yakit gelistirmekti. Ya da öyle bir motor gelistirmekti ki her iki yakitla da kullanilabilsin.

» Erbakan Almanya’dan Türkiye’ye dönüyor Kendi sanayimizi kurmali, batiya muhtaç olmamaliyiz düsüncesiyle yasayan Erbakan Almanya’nin nasil kalkindigini bizzat yasayarak gördü.

» Prof. Dr. Hakki Öz anlatiyor “Necmettin Erbakan iyi bir oda arkadasiydi. Oto Uzmanlar Motorlar Dersi en fazla ragbeti olan ve en çok ilgi görülen bir dersdi. Çünkü; teorik hem pratik, hem de dizayn olarak ögrencilere veriliyordu. Bu derslerin verildigi laboratuarda Necmettin Bey’le beraber olurduk

» Erbakan kendi ülkesinde Fabrika kuruyor “Almanya’dan büyük bir ask, sevk, azim ve heyecanla Türkiye’ye dönen Erbakan, l Temmuz 1956 yilinda 200 ortak toplayarak Konya’da Gümüs Motor Fabrikasi’ni kurdu.

» Gümüsmotor Ustasi ‘anlatiyor (KONYA -1956-1957) “Necmettin Erbakan Bey in insana vermi oldu u de er, ikna edici bir mahiyet t…

» Genç Profesör is basinda O, i ini titizlikle yapar. Takip etmenin netice almada en önemli etken oldu una inan r. Fabrikada…

» Türkiye’de ilk yerli Otomobil yapan Erbakan’dir “Erbakan’in 1956 yilinda kurdugu Gümüs Motor Fabrikasi’nda 850 isçi çalismakta idi. Yilda yüzde yüz yerli 5000 dizel motoru yapiliyordu.”

» Cemal Gürsel yerli Otomobil için Erbakan’a ne diyo (ANKARA, 1960) “Yerli arabam za “Devrim Otomobili” diyelim. Anlatt n hususlar Türk sanayii ad n…

» Türkiye kendi Otomobilini yapabilir Erbakan baskanliginda 22 Türk mühendisinin gece gündüz çalisarak 4,5 ayda tamamladigi Devrim adli bu otomobil için o günkü parayla yalnizca 1400 TL ödenek ayrilmisti.

» Ismet Inönü Erbakan için ne diyor? (ANKARA, 1973) “Bu memleket bir tane adam yeti tirdi. O da dinci kt .” (34) smet nönü TC. 2. …

» Dinci olmak gerici olmak mi? Eski Cumhurbaskani Ismet Inönü’nün Erbakanla ilgili söyledigi söze bakildiginda, sanki dinci olmak, dinden yana olmak, dindar olmak kötüymüs gibi anlasilir.

ODALAR BİRLİĞİ

» Erbakan ile ilgili bir tesbit (B R TESB T) “Hocan n hayaline kur un s ksan yeti mez.” (35) Orhan Akkoyunlu G…

» Erbakan’in hayalinin büyük olusu basiretindendir Kisinin akli ne kadar büyükse, zekasi ne kadar çoksa, hayali de o kadar büyük olur. Hayalinin büyüklügü ise basiretli olusundandir.

» Erbakan daha çok hizmet etmek istiyor Gen Prof. Dr. Necmettin Erbakan enerjisiyle, bilgisiyle, tecrübesiyle milletine hizmet etmek i i…

» Erbakan Odalar Birligi Genel Sekreteri oluyor Gümüs Motor Fabrikasi’nin mali kriz sebebiyle kapanmasi olayinin ardindan Erbakan’in yasaminda yeni bir dönem basladi. Bu dönem Erbakan’i politikaya hazirlayan Odalar Birligi dönemi idi.

» YTP Genel Baskani Erbakan için ne diyor? Bu dönemde 25 yillik siyasi tecrübesi olan Yeni Türkiye Partisi Genel Baskani Yusuf Azizoglu Erbakan’la tanistiktan sonra Ekrem Alican Bey ‘e söyle diyor.

» Erbakan odalar Birligi Baskani oluyor Gördügü dengesizligi ve haksizligi Genel sekreter olarak gideremeyecegini anlayinca, yaklasan Odalar Birligi Genel Kurulu’nda, yönetim kurulunu ve Genel Baskanligi eline geçirmeye karar vermek zorunda kalan Erbakan Büyük Ankara Oteli’nde bir daire kiralamis ve siki bir çalismaya girismisti.

» Erbakan evleniyor Erbakan 41 yasina kadar kafasina koydugu tahsil, Türkiye’nin kalkinmasi, Gümüs Motor, yerli otomobil sebebiyle evlenmemis idi. 1967 yilinda Türkiye Odalar Birligi’nde iken Nermin Hanimla evlenmeye karar verdi.

» Nermin Hanim eşi Erbakan için şöyle diyor (ANKARA, 1967 - 2000) “O, iyi bir lider olman n yan s ra ok iyi bir e dir. inde bulundu u yo u…

» Örnek bir Aile Erbakan Ailesi Erbakan ailesi, memleket ve millet i in ayn mücadele, azim ve gayret i inde olduklar i in, sela…

» Erbakan Ailesi Mücadeleci bir Aile Milli Görüs Lideri Erbakan’in Esi Nermin Hanim bir konusmasinda söyle diyor: “Bizim seçim çalismalarimiz senenin 365 günü devam eder, çünkü biz seçim için degil, vatana, millete hizmet için çalisiyoruz.” (44)

MİLLİ GÖRÜŞ

» Erbakan Milli Görüs’ü tarif ediyor “Milletimizin tarihi an’anevi ve bütün de erlerine sayg l olan görü Milli Görü ‘tür.” (45) “Mil…

» Bagimsiz Milletvekilligi dönemi (1969-1970)

» Erbakan ile ilgili baska bir Tesbit “Hoca lastik gibidir, bas yorsun yamyass oluyor. Ezdim san yorsun, b rakt n zaman eski haline …

» Niçin Siyaset? Siyaset, idare etme sanatıdır. İnsanlar için ya da insanların edindikleri dava ve gayelere hizmet etmek için düşünülen, arzu edilen, planlanan, programlanan tüm hizmet sahalarının yolu, idare sanatından geçer.

» Erbakan Siyaset’e basliyor Odalar Birliği’ndeki bu mücadele Erbakan’ın siyasete girme arzusunu güçlendiriyordu. Dolayısıyla 14 Ekim 1969′da yapılan Genel Seçimlerde Konya’dan bağımsız milletvekili adayı oldu.

» Erbakan 43 yasinda Milletvekili seçiliyor 1969′da Konya’dan ba ms z milletvekili se ilen 43 ya ndaki Prof. Dr. Necmettin Erbakan, istikba…

MİLLİ NİZAM

» MNP ile ilgili bir Tesbit “Milli Nizam Partisi, Türk modernleşme süreci içinde ortaya çıkan ilk İslamî harekettir. Gerek Osmanlı İmparatorluğu döneminde, gerek Cumhuriyet döneminde dinsel muhalefet özerk bir alan kazanmamıştır.

» Erbakan niçin Parti kuruyor? Milletin inancının ve mukaddesatının gereği gibi gözetilip korunmaması ve zaman zaman harekete ve horlanmaya tabi tutulması, imam hatip okullarının önce ilk kısımlarının sonra da tamamının kapatılması, mezunlarının başka üniversitelere girmesinin yasaklanması ve daha buna benzer olaylar karşısında, muhtelif partilere mensup birçok milletvekili, Osman Yüksel Serdengeçti Bey’in Cebeci’deki evinde bir toplantı yapıyorlar.

» inançli kadrolar omuz omuza vererek yola çikiyor

» Erbakan ilk partisini kuruyor 14 Ekim 1969 tarihinde Konya bağımsız milletvekili olarak Meclise girmeyi başaran Erbakan, parti kurmak için istişare çalışmalarına başladı.

» Ismet Pasa MNP’nin kurulmasi ile ilgili ne diyor? (ANKARA, OCAK 1970) “iyi olmu parti kurduklar , bakal m elli sene sonra oranlar ka a dü mü ö r…

» Ismet Pasa Gelismeyi görünce ne diyor? smet nönü T.C. II. Cumhurba kan ve CHP Genel Ba kan (MALATYA, 1970) “Bir mühendis efendi km…

» Ilk Partinin amblemi sehadet parmagi Her partinin bir amblemi var. Her amblemin de mutlaka bir manası vardır. Erbakan’ın ilk kurduğu Milli Nizam Partisi’nin amblemi ise şehadet parmağı idi.

» Milli Nizam partisinin kuruculari MNP’ni kuran kurucular şu şahsiyetlerden oluşuyordu:

» Erbakan Genel Baskan oluyor Prof. Dr. Necmettin Erbakan ilk kurdu u partinin Genel Ba kan oldu. Hak etti i koltu a, devlete …

» S. Arif Emre Erbakan’i anlatiyor “Güneydoğu ve Doğu ‘da 20 il teşkilatını kaç kere ekipler gönderdiysek de yine kuramamıştık. 1970 senesinde Ağustos ayı içerisinde yeniden ekipler kurup gönderdik. Necmettin Erbakan Bey Avrupa ‘ya gidiyordu, ekipleri teşkil eden arkadaşlarımıza şöyle dedi:

» Erbakan Halkla iç içe olan bir Lider

» Milli Nizam Partisinin gayesi Parti programının beşinci sahifesinde partinin gayesi şöyle ifade ediliyordu:

» Milli Nizam partisinin Marsi Hür Dünya’n n göbe ine Milli Nizam yazaca z Ku lar n göz bebe ine Milli Nizam yazaca z Yola,…

» Milli Nizam partisinin faaliyetleri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Genel Başkanı olduğu Milli Nizam Partisi mecliste on kişiyi bulup grup kuramadığı için, milletvekilleri resmen parti adına aksiyonlara girişemiyorlardı. Yapılacak teşebbüsleri kendi adlarına yapıyorlardı. Böyle olmasına rağmen çok önemli parlamento faaliyetlerine girişilmiştir.

» Siyonistler harekete geçiyor Milli Nizam Partisi’nin büyük kongresinden kısa bir süre sonra Musa Saffet Bayramâşık isimli bir kişi, MNP Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la Ankara’da bir görüşme yapıyor.

» Siyonistlerin metodlari (METODLAR) 1- “Ülkelerde iktidarlara etki yapmak, 2- Ticareti kontrolleri alt na almak, 3- Bas n…

» MNP’NIN KAPATILMASI IÇIN DAVA AÇILIYOR Bir kisim basinda çikan haberler üzerine Yargitay Cumhuriyet Bassavcisi Hikmet Gündüz, laiklige aykiri faaliyette bulundugu gerekçesiyle Milli Nizam Parti-si’nin kapatilmasi istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açti.

» Savunan adam savunuyor Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hikmet Gündüz’ün Milli Nizam Partisi’nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açması, Erbakan ve parti aleyhine hazırlamış olduğu iddianameyi okumasından sonra Erbakan, kendisini ve partisini savunmak zorunda kaldı.

» Milli Nizam partisini kapatiyorlar Dava açan: Hikmet Gündüz Gerekçe: Anayasa’nın 2,19 ve 57. maddeleri Sebep: Laikliğe aykırı faaliyette bulunmak Cumhuriyet Başsavcısı Hikmet Gündüz’ün Milli Nizam Partisi’nin laikliğe aykırı faaliyette bulunduğu sebebiyle kapatma davası açtığı için anayasa Mahkemesi Milli Nizam Partisi Genel Merkezine dava ile ilgili bir tebligat gönderiyor.

» Erbakan isviçre’deki tedaviyi anlatiyor (ANKARA, 1972) “Ünlü bir üniversite klini inde ikibu uk ay kadar tedavi gördük. Gayet iyi neticel…

» Erbakan isviçre’den Türkiye’ye dönüyor MNP’nin kapatılmasından sonra rahatsızlanan Erbakan’a doktorlar kalp yetmezliği teşhisi koydular. Tıp dalında ilerlemiş bir ülke olan İsviçre’ye gitmesini önerdiler. Bunun üzerine Erbakan İsviçre’nin Zürih şehrine gidip burada yaklaşık ikibuçuk ay tedavi gördükten sonra Türkiye’ye dönüyor.

MİLLİ SELAMET

» MSP ile ilgi bir tesbit (B R TESB T) “MSP’n n 1973 milletvekili Genel Se imlerindeki ba ar s , hi bir partinin tek ba na…

» Milli Selamet partisinin kurulmasi Milli Nizam Partisi kapatıldıktan sonra, yeniden bir parti kurulması için tabandan yoğun baskıların gelmesi üzerine bir istişare heyeti oluşturuluyor

» Milli Selamet partisi kurucular kurulu 1- Süleyman Arif Emre 2- Abdülkerim Do ru 3- Rasim Hanc o lu 4- Hüseyin Kamil Büyüközer 5- Abd…

» MSP’nin Anahtarinin dilleri konusuyor Cumhuriyet başsavcılığı MSP’nin amblemini bilirkişilere inceletmiş, bilirkişiler anahtarın dillerinin kafi yazısıyla Allah kelimesini ifade ettiğini tesbit etmişler.

» O yine ayakta ve yürüyor “Türkiye 12 Mart 1971′den 14 Ekim genel seçimlerine kadar bir “ara rejim” denemesi geçirir. Bu dönemde Milli Nizam partisi kapatılır.

» O Samimi bir devlet adami Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ n yazd klar n , okuduklar n , söylediklerini, fikirlerini ve yapt kl…

» O emretmesini bildigi gibi itaat etmesini de biliy MSP’ne iltihak ettikten bir süre sonra bir gün Erbakan Van’a gitmiş. Ertesi gün Van’da bütün köylerin’de katılımıyla büyük mitingin hazırlığını yaparken Genel Başkan Süleyman Arif Emre Bey MSP’nin kapatılacağı haberini alıyor.

» MSP’nin kurucu Genel Baskani anlatiyor ANKARA, 1972 Partisi döneminde Erbakan Hoca Genel Ba kan iken biz bu türlü meselelerde kendisine …

» Erbakan’in partisi seçime gidiyor MSP 1973 Genel Seçimlerine katılabilmek için tüm hazırlıklarını tamamlıyor. Adaylarını bir takım zorluklara rağmen tesbit ediyor ve seçimlere giriyor.

» Halk MSP Lideri Erbakan’i dinliyor 1973 Genel Se imleri i in Erbakan meydanlarda halk m za Milli Görü ger eklerini anlat yor. Halk …

» 1973 Seçimlerinde seçilen MSP’li Milletvekilleri

» Erbakan Basbakan Yardimcisi oluyor 1973 seçimlerinde CHP 146 milletvekili kazanarak birinci olduğu için Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk hükümeti kurma görevini Bülent Ecevit’e verir. Bunun üzerine Ecevit parti liderleriyle görüşmeye başlar.

» Erbakan’in MSP dönemindeki hizmetleri Maddi yönden kalkınmış toplumların manen kalkınmadıkları için çökmeye mahkum olacakları gerçeğin çok iyi idrak eden Erbakan “önce ahlak ve maneviyat’ diyerek yola çıktığı için bu sahada önemli hizmetlere imza atmayı başardı. Bu hizmetlerden bir kaçını zikredelim.

» Mustafa Üstündag Erbakan’a diyor ki

» Erbakan Agir Sanayi Hamlesine bu sloganla basliyor

» Erbakan’in Agir Sanayi ile ilgili Genel degerlendi (ANKARA, 1976) . A r Sanayi di er sanayileri kuran sanayidir. . A r sanayi lider ülke sanayidir…

» Agir Sanayi yatirimlarinin Plani

» Erbakan bir Fabrikanin Temel atma töreninde diyor (Afyon, 15-09-1974) “Milli, gü lü, süratli ve yayg n kalk nma mutlaka ger ekle tirilecektir. Mill…

» O dedigini yapiyordu

» Erbakan yaptiklarina Imza atiyor

» Erbakan Dualarla Sartele basiyor

» Ciddiyetle gelen bir baska açilis 1974 yılının baharında Erbakan “Bu millet, senede yüzbin traktör motoru yapacak fabrikayı kendi gücüyle kuracaktır.” demişti. Bu söz Türkiye’de bomba tesiri yaptı.

» Erbakan Temel pesine Temel atiyor

» Fahri Pasa Erbakan’in Agir Sanayi Hamlesi ile ilgi (TBMM, 1974) ” t ürür kervan yürür. Hocam siz öyle söyleyenlere bakmay n z. Bizleri ihya ettiniz….

» Subhi Bey Erbakan’in Agir Sanayi Hamlesi ile ilgil (TBMM, 1974) “Hocam ben ömrümde iki kere büyük heyecan ge irdim. Birinci 27 May s sabah hare…

» C- DIŞ POLİTİKA İLE İLGİLİ HİZMETLERİ Erbakan’ n manevi kalk nma ve maddi kalk nma hizmetlerinin yan s ra d politika alan nda da öne…

» KIBRIS ZAFERİ NASIL KAZANILDI VE KİM KAZANDI? Kıbrıs’ta Rumlar Türklere baskı ve zulüm yapıyorlardı. Kıbrıslı Türkler Anavatan’dan yardım bekliyor, fakat Türkiye’deki hükümetler gereken duyarlılığı göstermiyorlardı.

» KIBRIS MESELESİ MİLLİ GÜVENLİK KURULUNDA K br s meselesi Milli Güvenlik Kurulunda müzakere edilirken MSP li i leri Bakan O uzhan Asiltü…

» BÜLENT ECEVİT ÇIKARTMA İLE İLGİLİ NE DİYOR? Ben bir ara çözüm öneriyorum. Biz bu işi Atatürk’ün yurtta sulh, cihanda sulh ilkesine göre de çözebiliriz. Ben hemen ingiltere ‘ye gideyim.

» ATEŞKESLE İLGİLİ ECEVİT NE DİYOR? “Sayın Erbakan, her mühim işte senin dediğin oldu. Bu kez de benim dediğim olsun, ne olur hemen Kıbrıs’ta ateşkes kararı alalım. Ben Sancar Paşa ile de konuştum. Talebimi kabul et.”

» İŞTE KIBRIS’IN GERÇEK FATİHİ Kıbrıs Barış Harekâtı zaferinden sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Erbakan’I ziyaret ediyor. Daha sonraki bir görüşmede Erbakan şöyle diyor: “Biz “Milli Görüş”cüler olarak, Türkiye’de iş başına gelen “Batı taklitçisi” zihniyetli partilerin zaman zaman illede Rumlarla beraber bir federal devlet kuracağız diye yaptıkları hareketlerin ve çalışmaların hepsinin milli menfaatlerimize aykırı davranışlar olduğunu çok iyi biliyoruz ve hiçbirini tasvip etmiyoruz. Türk milletinin bütünü de aynen bizim inancımızdadır.” (95)

» ERBAKAN SUUDİ ARABİSTAN’DA CHP-MSP koalisyonu döneminde meydana gelen önemli olaylardan biri de Erbakan’ın Suudi Arabistan ziyaretidir. Bu ziyaret esnasında imzalanması düşünülen anlaşmaların metinleri daha evvel Erbakan tarafından hazırlattırılmış, tasarılar Suud elçisi tarafından Arabistan’a götürülmüş, tam mutabakat sağlandıktan sonra Erbakan koalisyonun diğer kanadından CHP’li Devlet Bakanı İsmail Hakkı Birler’i de alarak Suudi Arabistan gezisine başlamıştı.

» ERBAKAN İKİNCİ KEZ BAŞBAKAN YARDIMCISI OLUYOR 26 Ocak 1974′de kurulan l Şubat 1974′de hükümet programı Meclis’te okunan ve 7 Şubat 1974′de güvenoyu alan CHP-MSP koalisyonu 18 Eylülde bozuldu. CHP-MSP koalisyon hükümetinin bozulmasının sebepleri şunlardır: 1- Ağır Sanayi hamlesini önlemek 2- Masonik çevrelerin, bu koalisyon devam ederse AP’nin tabanı MSP’ye kayacak şeklindeki endişeleri 3- Batılıların ve onların uzantılarının Kıbrıs Zaferinden ve Ağır Sanayi hamlesinden duydukları endişeler.

» ERBAKAN’IN ALEYHİNE AÇILAN BİR DAVA MC hükümeti döneminde Erbakan Başbakan Yar-dımcısı iken, Şanlıurfa’da bir mitingle yaptığı bir konuşma sebebiyle aleyhinde yargıtayda Parti Yasaklamaları Kurulu adını taşıyan bir yüksek mahkemeye dava açılıyor. Davanın gerekçesi, laikliğe aykırı konuşma yapılmış olmasıydı, işin en ilginç yanı dava açıldığında Erbakan Başbakan Yardımcısı Demirel ise Başbakan’dır.

» ERBAKAN’IN AĞIR SANAYİ İLE İLGİLİ YAPTIĞI BASIN TO Bakanlıklar arası ekonomik kurul başkanı olarak Er-bakan 26 Temmuz 1976′da Ağır Sanayi ile ilgili bir basın toplantısı yaptı. Bu basın toplantısında Erbakan, bir devir kapatıyor, yeni bir devir açtığını ilan ediyordu. İşte Erbakan’ın basın toplantısındaki sözleri: “Beş devir kapanıyor, beş yeni devir açılıyor. 1- Anadolu’da yaşayan insanlar beş bin yıldır tarım ve hayvancılığa bağlı idiler, şimdi Anadolu’da eğer sanayi merkezleri kuruluyorsa, bu tarihi bir değişikliktir. 2- Türkiye 50 yıldır montajla oyalanıyordu. Şimdi montaj devri kapanıyor, şahsiyetli Milli Görüş devri başlıyor. 3- Bugüne kadar taklitçilikte çok şey kaybettik, şimdi taklitçilik devri kapanıyor, şahsiyetli Milli Görüş devri başlıyor. 4- Bürokrasi devri kapanıyor, dinamizm devri, hızlı kalkınma devri başlıyor. 5- Gericilik-ilericilik münakaşası devrini kapatıyoruz, ilericiler inananlardır devrini başlatıyoruz.

» ERBAKAN YİNE MUHALEFETTE Ecevit’in başbakanlığı döneminde Erbakan hakkında açılan davalar bir bir düşerken O’nunla ilgili tartışmalar da sürüyor. Bu arada 17 Ocak 1978′de kurulan Ecevit hükümeti, 1979 ara seçimlerinde ortaya çıkan düşmüş oy sayısı sebebiyle demokratik teammüller gereği istifa etmesi gerekiyordu. İşte Ecevit bu teammüllere uydu ve hükümetten çekildi.

» ERBAKAN VE 6 EYLÜL KONYA KUDÜS’Ü KURTARMA MİTİNGİ 1980 yılı içerisinde İsrail Kudüs’ü başkent olarak ilan ediyor. Dünya kamuoyunun ve bilhassa İslam aleminin tel’in ettiği, Yahudilerin Kudüs’ü başkent yapma hadisesinin tel’in ve protesto maksadıyla bir miting yapılmasına ve bu mitingin de 6 Eylül tarihinde Konya’da yapılmasına Erbakan’ın partisi MSP tarafından karar veriliyor.

» BAŞBAKAN YARDIMCISI ERBAKAN TUTUKEVİNDE Türkiye’de başbakan yardımcılığı yapmış, Ağır Sanayi hamlesini başlatmış, bir çok fabrikanın temelini atıp açılışını yapmış, ekonomiden sorumlu olduğu dört yıllık süre içerisinde Türk Lirası’nın değerini dolara karşı sabit tutmayı başarmış olan bir lider Kirazlıdere’de tutukevinde…

» ERBAKAN’I HIÇKIRARAK AĞLATAN NEYDİ? Erbakan Hoca tutuklu olduğu sırada çok sevdiği, saygı duyduğu ve manevi eğitimini aldığı Mehmet Zahit Kotku Efendi kendisine ve arkadaşlarına birer takke hediye etmişti. Bu hediyelerin Erbakan ve arkadaşları için manası büyüktü. Bu takkeleri namaz esnasında başlarına taktıklarında kendilerini İskender Paşa Camiinde Mehmet Zahit Kotku Hazretlerinin sohbetinde hissediyorlardı.

» ERBAKAN TAHLİYE EDİLİYOR Her celsede Erbakan ve arkadaşlarının avukatları tarafından tekrarlanan tahliye talebleri red edile edile 8 ay kadar bir zaman geride bırakılmıştı. Bir celsede nihayet tahliyelerin ucu göründü. 15 Mayıs 1981′de Aralarında Lütfi Doğan Hoca’nın da bulunduğu bir grup sanığın tahliyelerine karar verildi.

Erbakan’ın davası, gayesi nedir?

Tarihin akışı içinde çok sayıda liderden bahsedildiğini, hayatları, kimlikleri, şahsiyetleri, fikirleri ve icraatlarıyla ilgili kitaplar yazıldığını görüyor ve biliyoruz. Bunların kimisine iyi, kimisine de kötü denmiştir. Veya kimisi iyi gösterilmeye, kimisi de kötü gösterilmeye çalışılmıştır.

Aklı selim olan kimselere düşen görev; iyiye niçin iyi, kötüye niçin kötü dendiğini veya iyi gösterilmek istenenin niçin iyi gösterilmek istendiğini, kötü gösterilmek istenenin niçin kötü gösterilmek istendiğini araştırmak ve ondan sonra inanıp kabul etmektir.

İyiye, iyiyi ve iyiliği istediği için kötü denmişse, bunu araştırıp doğruyu ve gerçeği bulmak bir sorumluluk sayılmaz mı?
İşte bu sorumluluk duygusu beni, çocukluğumdan beri bir çok gazetede, televizyonda, radyoda, mitingde, açıkoturumda, sohbette, kahvede, haber programında, dergide ve özellikle bir takım belli çevreler tarafından Milli Görüş Lideri Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kötü gösterilmeye çalışıldığını duyduğum, gördüğüm ve okuduğum için bu liderin belli çevreler tarafından niçin kötü gösterilmeye çalışıldığını, niçin

istenmediğini incelemeye, araştırmaya ve öğrenmeye itti. Aynı zamanda;
Erbakan’ın soyu, doğumu, çocukluğu, gençliği, akademik hizmetleri, siyaseti, siyasi hizmetleri, idari hizmetleri ve bu hizmetlerin yanısıra; Erbakan ne istiyor?

Erbakan’ın davası, gayesi nedir? Erbakan niçin yasaklanıyor? Erbakan niçin suçlanıyor? Erbakan dindar mı? Dindarlık suç mu? Erbakan laikliğe karşı mı? Erbakan neyin lideri?
Erbakan’ın siyaset yapmasını kim istemiyor? Erbakan için kim ne dedi?
Türkiye’de futbolun yıldızı var, sanatın yıldızı var, peki ya siyasetin yıldızı var mı? Varsa kimdir?
Sorularına cevap aramayı, böylece güneşin önünde gölge yapan kara bulutlan, gerçek rüzgarlarıyla dağıtmayı da ayrıca bir sorumluluk kabul ettim.

Bu sorumluluğu birçok okurla, hatta mümkün olabilse, Erbakan’ın adını duymuş, resmini görmüş, sesini işitmiş tüm insanlarla paylaşmak için “SAVUNAN ADAM” adlı kitabı yazmaya karar verdim.

Beyaza siyah, meyve ağacına kavak ağacı, iyiye kötü, güneşe karanlık demek istemeyen okurları, kolay ve herkesin anlayabileceği değişik bir üslupla yazılmış olan bu kitabı tümüyle ve önyargısız olarak okumaya davet ediyorum.
Kapı ve pencereleri kapatıp, misafiri eve almamaya

SAVUNAN ADAM

niyet ettikten sonra “ayıp olmasın” diye misafiri eve davet etmenin bir anlamı olmadığı gibi, kalbin manevi kapı ve penceresini kapatıp, bu kitapta yazılanları kabul etmemeye niyet ettikten sonra “iş olsun” diye önyargılı olarak bu kitabı okumanın da bir anlamı ve faydası olmaz!

Kapıyı, pencereyi açtıktan ve misafiri kabul etmeye niyet ettikten sonra daveti yapmanızı diliyorum.
Selam, saygı ve dualarla….

GENÇLİK DÖNEMİ

Erbakan 1937 yilinda Istanbul tasindi. Babasi Mehmet Sabri Bey’in niyeti, oglu Necmettin Erbakan’i o yillarda Almanya’nin dünya’da giderek artan prestiji nedeniyle Alman Lisesi’ne kaydettirmekti. Ancak bu okuldaki ögrenim süresi hazirlik sinifiyla birlikte yedi yil oldugundan Alman Lisesi yerine Istanbul Erkek Lisesi’ni tercih etti.

» Prof. Dr. Berhan Bey anlatiyor (Istanbul, 1938-1941) “Neriman Tekil isimli beden egitim hocamiz vardi. O günkü Kültür Bakanligi bir kural koymustu. Lise talebesi 100 metreyi 14 saniyede katedecek. Bunu yapamayan tam not alamayacakti. Herkes kosuyor Necmettin Bey ve ben de kosuyorum fakat bunun ardinda onalti saniye ‘ye düsüyoruz.

» Bu Hatirayi Erbakan anlatiyor (Istanbul, 1938-1941) “Istanbul Erkek Lisesi 2000 talebesi olan bir mektep, mektepte jimnastik dersinde hatirladigima göre bir tek ben 10 puan almisim. Herkes birbirine bahsediyor, bir kismi beni tanimiyor. Yahu bu nasil bir spor da bu kadar basarili bir adammis ki, bu meshur Neriman Tekil’den bu puani almis. Bahçede, koridorlarda birbirlerine beni gösteriyorlar. Zannediyorlar ki ben o puani spordaki maharetimden aldim.” (11) Prof. Dr. Necmettin Erbakan

» Lise Yillarinda Erbakan Erbakan, orta okul yillarinda basarili oldugu gibi lise yillarinda da bu basariyi daha da yükselterek devam ettirdi. Bu basarilar onu arkadaslarinin ilgi odagi haline getirmisti. O “Dinin Yildizi” oldugu gibi okulun, sinifin ve basarinin da yildizi oluyordu. Okul arkadaslarindan biri “Erbakan’i söyle anlatiyor:

» Erbakan Liseyi birincilikle bitiriyor Erbakan okul derslerinde gösterdigi üstün basarilarla lise tahsilini devam ettirdi. Sonunda lise hayatini okulu birincilikle bitirerek noktaladi.

» Erbakan Üniversiteyi de birincilikle bitiriyor Erbakan liseyi birincilikle bitirdikten ve üniversite imtihanlarinda gösterdigi üstün basarindan sonra Istanbul Teknik Üniversitesi ikinci sinifinda okumaya basladi.

» Mehmet Bilge Erbakan’i anlatiyor Prof. Dr. Mehmet Bilge Erbakan’in Ögrencilik Arkadasi (Istanbul, 1943 -1946) “Necmettin Erbakan’a Istanbul Teknik Üniversitesi ögrencilik yillarinda çok çaliskan ve basarili oldugu için “Derya ” ismini takmistik.

» Okul Albümünde Erbakan (Istanbul, 1944-194 8) “Necmettin Erbakan, Toylardandir, dindardir, çaliskandir. Hayatinin yarısini namaz, yarısını da projeler isgal eder.

» Okul Albümü ile ilgili kendisi söyle diyor Okul yilliginin basindaki “TOY” kelimesini arkadaslarimiz Istanbul Teknik Üniversitesi ikinci sinifa gidenler için kullanirlardi. Ben üniversiteye ikinci siniftan basladigim için banada ayni ifadeyi tabir etmislerdi.

Older entries »